28 Aralık 2016 Çarşamba

Finlandiya’ya Özgü Müzik Aletleri

28 Aralık 2016 Çarşamba - 7 yorum
Kantele
Geçen yıl gittiğimiz, yerel yemekler yapan bir lokantada, şans eseri “kantele” çalan bir gruba rastladık. Şans eseri rastladık çünkü gittiğimiz lokanta müzikli bir yer değil ve ana bölümde yer kalmadığı için bizi kutlama yapan bir ekibin olduğu ayrı bir salona aldıklarından bu grupla rastlaştık.

Kantele (Kaynak: Free stock photos Shirley)
Sanırım bu kanteleyi ilk görüşüm oldu. Elbette tipik bir tepki vererek “kanun yahu bu” dedim gülerek, masada bulunan misafirlerden bir Japon da “Japonya’da da var bundan” dedi (sanırım kotoyu kastediyordu). Hem tını, hem de görünüş itibariyle kantele, kanun ve koto birbirini andıran enstrümanlar; ancak anladığım kadarıyla aradaki en büyük fark perde yani tel sayısı farkı. Türk kanununda 78 tel bulunurken koto da 13-17 tel varmış (sanırım günümüzde yine 25 tele kadar çıkıyor); kantele ise günümüzde 39 tellidir (eski türleri 5-15 tel arasındaymış).

Finlerin meşhur destanı Kalevala’ya göre ilk kantelenin gövde kısmı tuna balığının kemiğinden, telleri ise efsanevi bir yaratık olan Hiissi’nin tüylerinden yapılmıştır.

21 Aralık 2016 Çarşamba


Bu yıl kar Helsinki’ye kasım ayının ilk haftasında yağmaya başladı. Ancak aralık başı itibariyle karlar erimiş, beyaz örtünün altından kavuniçi sonbahar yaprakları tekrar ortaya çıkmış bulunuyor.

Yine de ben bu satırları yazarken ara ara kar serpiştirme halinde.

Helsinki, sürekli olarak kışa hazırlıklı olması gereken şehirlerin başında geliyor. Yoksa aniden bastıran bir tipi sonrası hayatı normale döndürmek hiç de kolay olmaz. Daha kar yağmadan hazırlıklara başlanıyor. Örneğin özellikle ilkbahar ve yaz aylarında seçilen binalar periyodik bakımlarına giriyor. Bildiğimde kadarıyla her 10-15 yılda bir dış cephe boyanıyor, çatının kaplaması/yalıtımı değiştiriliyor veya sağlamlaştırılıyor vb. Hatta bu süreç sırasında bazen oturduğunuz evi bile değiştirmek zorunda kalabiliyorsunuz veya dış cephe kaplanacağı için, oturduğunuz daireye ışık girmeyeceğinden kiranızı düşürebiliyorlar vb.

14 Aralık 2016 Çarşamba


Finlandiya’nın en büyük nimetlerinden biri tamamıyla doğa ile bütünleşik bir ülke olması. Merkezde bile oturuyor olsanız iki adım attıktan sonra şehrin gürültüsünden uzaklaşabiliyor, geyikler, kirpiler ve hatta tilkiler arasına düşebiliyorsunuz (evet Saurasaari’de gün ortasında (tamam, saat 4tü ve hava kış olduğu için karanlıktı) güzelim bir tilki ile karşılaştığımız doğrudur).

Neyse sözü çok uzatıp konudan sapmayayım :) Bu yazımda sizlere el emeği göz nuru yılbaşı ve noel süslemelerimi nasıl yaptığımı anlatacağım. Büyük ihtimalle bir kısmını çok daha güzel bir şekilde oluşturabilirsiniz, ben herhangi bir kaynaktan yardım almadan, doğadan topladıklarımla kafama göre süsler oluşturdum. Bu yazıyı bire bir aynılarını yapmanız için değil (açıkçası pek şahane olduklarını düşünmüyorum), daha çok, fikir vermesi için paylaşıyorum :)

Toplamda 4 süs yaptım ve kullandığım malzemeleri şöyle sıralayabilirim;
  • Doğadan bulduğum bilumum çer çöp, kozalak, çam ağacı kalıntıları
  • Silikon tabancası
  • Jüt ipi (kendir ip veya pişirme ipi olarak da geçiyor sanırım)
  • Yapışkanlı sim (biraz daha zahmetli olur ancak dilerseniz uhu ve sim tozuyla kendiniz de yapabilirsiniz)
  • Alüminyum folyo
  • Tel
  • Telleri kesmek için kerpeten vb. bir alet
  • Çeşitli renklerde örgü ipi (ben kırmızı ve kahverengi kullandım)
  • Tuvalet kâğıdı rulosu
  • Bant
  • Makas
  • Mezura
  • Süslemek için birkaç ek küçük süs (ben yılbaşı temalı düğmelerden kullandım ama biraz küçük kaldılar, pek hoş durmadılar)
Yarım saatliğine çıktığım yürüyüşte topladığım ganimetler :D

8 Aralık 2016 Perşembe

Kaynak: Flickr / IowaPolitics 
Sanırım Finlandiya’nın en bilinen özelliklerinin başında eğitim kalitesi geliyor. Gerçekten de öğrencilerin uluslararası sınavlarda aldığı yüksek başarılar (bkz. PISA sınavları - Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Program sınavları da diye biliriz) da bunu kanıtlar düzeyde. Bu başarılar genel olarak Finlandiya eğitim sisteminin serbestliğine bağlanıyor. Örneğin öğrenciler 6-7 yaşından önce okula başlamıyor, çocukluklarını yaşıyorlar; özellikle ilk birkaç yılda öğrencilerin günlük olarak okulda geçirdikleri saat sayısı 5’i 6’yı geçmiyor veya öğrencilere ev ödevi verilmiyor. İşte bütün bunlardan böyle bir sistemin öğrencilerin istedikleri alanlarda gelişmelerine yardımcı olduğu ve okulunu seven öğrencinin de başarılı olduğu sonucu çıkıyor.

6 Aralık 2016 Salı

Bir blog yazarı olarak arada sırada ben de kendi takip ettiklerimi sizinle paylaşsam fena olmaz diye 
düşündüm.

Eğer başarabilirsem bu paylaşımları fotoğraflar ve söyleşilerle desteklemeye çalışacağım :) Böylece daha sempatik olur diye düşünüyorum.

İlk paylaşımımda Deren Soykan’a ve internet sitesine ( derensoykan.com ) yer vermek istiyorum. Kendisi çok değerli bir arkadaşım olmasının yanı sıra aynı zamanda çiçeği burnunda bir anne ve kendisini takip etme sebeplerimin başında da annelik ve oğlu Ömer’in gelişimi hakkında yazdığı sempatik ve su gibi akıp giden yazılar geliyor. Benim gibi henüz anne olmayan ama ileride olmayı düşünebileceklerin bile hevesle takip edeceklerini düşünüyorum.

Gelelim Deren’le yaptığımız kısa söyleşiye… :)


*Öncelikle seni kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Deren, liseyi Saint Joseph’te okudum, ardından da Galatasaray Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim. Şu an özel bir şirkette dijital pazarlama sorumlusu olarak çalışıyorum. 2015’te evlendikten hemen sonra, 2016’da Ömer doğdu ve bloggerlık yolculuğum başladı.

29 Kasım 2016 Salı


Sanırım yurtdışında yaşamaya başlayan pek çok kişinin aksine benim buralara gelişim biraz isteksiz oldu. Ya da isteksiz demeyelim de, uzun süre kalmayı düşünmüyordum. Ancak şimdi bakıyorum da yurtdışına neredeyse temelli adamımı atalı tam 7 yıl olmuş.

Buralara gelmeden önce aklımda Türkiye’yi, İstanbul’u, hele hele Kadıköy’ü terk etmek yoktu. Hatta arada sırada bana “dil de biliyorsun, rahat çıkarsın yurtdışına” diyenlere asla ülkeyi terk etmeyeceğimi, şartlar ne olursa olsun İstanbul’dan başka bir yerde yaşayamayacağımı söylüyordum. Aslında şimdi de bu fikrimden çok fazla uzaklaşabilmiş değilim, ama hayat şartları artık daha kesin kararlar almam gerektiğini söylüyor. Örneğin günümüz şartlarında eşimin kendi alanında Türkiye’de çalışmasına bence olanak yok (bkz. kozmoloji) veya ilerde çoluk çocuğa karışırsak, onların alabileceği iyi bir temel eğitim bulabilecek miyiz? vb. daha bir çok soru var. Ama aslında benim bu başlığı açmamın sebebi neden Türkiye’de yaşayamayacağımız değil de, neden uzakta yaşamanın zor olduğu biraz. Özellikle de bir araştırma görevlisi ailesi olarak sürekli göçebe hayatı yaşıyorsanız. 

23 Kasım 2016 Çarşamba


Sibirya Kaplanı ya da diğer adıyla Amur Kaplanı bu yaz üç bebek yavrulamış. Biz gittiğimizde hep birlikte yemek yiyorlardı.

Geçtiğimiz hafta Helsinki’nin merkezinde sayılabilecek Helsinki Hayvanat Bahçesi’ne (Korkesaari) bir gezi yaptık.

Hayvanat bahçesinin girişinde sizi bu ayrı ayı yarı dinozor hayvanın maketi karşılıyor. Şimdi adını unuttum ancak günümüzde soyu tükenmiş, memeli bir hayvancıkmış kendisi.
Normalde hayvanat bahçelerine karşı pek de sıcak değilim ancak 1889’da kurulan Korkesaari bana diğerlerinden biraz farklı gözüktü. Örneğin mevsime ayak uyduramayacak fil, zebra, zürafa gibi hayvanları burada görmeniz mümkün değil. Ayrıca anladığım kadarıyla burası bir hayvanat bahçesinden çok bir rehabilitasyon ve koruma merkezi. Daha çok soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan türler veya domuz, ren geyiği, keçi, at, tavuk gibi büyük ve küçükbaş hayvanlar burada tutuluyor. Özellikle nesli tükenmekte olan kedigiller ailesine mensup hayvanları misafir etmekten pek mutlular.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Kasım başında Teori Eğitim için yazdığım İsviçre makalelerine bir yenisi eklendi (Makaleye ulaşmak için: İsviçre’nin Pek Bilinmeyen Durakları).

Bu makalede İsviçre'nin pek de bilinmediğini düşündüğüm gezi duraklarına kısaca değinmeye çalıştım.

9 Kasım 2016 Çarşamba

2016 Başında Helsinki'deki Ludovico Einaudi konserinden çektiğim bir sahne
Bu yazımda sizlerle İtalya kökenli müzik gruplarını paylaşmak istiyorum. Daha önce paylaşmış olduğum “Fransızca MüzikGrupları”nın büyük ilgi görmesi üzerine bu sefer de İtalya’dan çıkan müzik gruplarını/şarkıcıları paylaşmaya karar verdim.

Önceki yazımda yaptığım gibi gruplar hakkında kısa bilgileri ve sevdiğim parçalarının videolarını paylaşacağım.

İtalya, geçmişten günümüze pek çok alanda olduğu gibi müziğiyle de öne çıkan ülkelerin başında geliyor. İtalyan kökenli sanatçılar da pek çok grupta kendilerini gösteriyorlar (ancak bu başka bir başlığın konusu olabilir). Aşağıdaki listeyi Rock/Folk/Klasik/Metal/Rap/Caz olarak ayıracağım (bunlar da biraz birbiri içine giriyor ya neyse) ve grupları harf sırasına göre paylaşacağım (opera çok ayrı bir konu olduğu için opera sanatçılarını listeye eklemedim, ayrıca genel olarak az bilindiğini düşündüğüm kişilerden paylaşmaya çalıştım ki severek dinleyebileceğiniz yeni listeler oluşturabilin :) ). En sonda da sizi bir bonus parça bekliyor ;) 

7 Kasım 2016 Pazartesi



İtalya’da düğün faslı” başlıklı yazımı kaleme alırken açıkçası bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştim. Ancak yapılan yorumlar sonrasında zamanla fark ettim ki pek çok kişinin sadece evlilik işlemleri ve belgeleri değil, ayrıca İtalya’da evliliklerini nasıl planlayacakları ile ilgili de soruları oluyor. (Bu arada "italya'da evlilik yoluyla vatandaşlığa nasıl başvurulur?" yazım da belki ilginizi çekebilir.)

GÜNCELLEME (Haziran 2019): İtalyan vatandaşlığı başvuru sisteminde yazanların nasıl yorumlanması gerektiğiyle ilgili son yazıma buradan ulaşabilirsiniz: İtalyan Vatandaşlığına Başvurduktan Sonra Başvuru Sisteminde  Yazılanları Nasıl Yorumlamalı? )

Bu süreç benim de ilgimi çektiği için, dünya evine İtalya’da girmeyi seçecek çiftlere yol gösterecek birkaç deneyim ve internet sitesi paylaşmaya karar verdim.

Sanırım yine soru-cevap şeklinde gideceğim, böylesinin çok daha net olduğunu düşünüyorum :) Aşağıdakilere ek olarak sizin de başka sorularınız olursa elimden geldiğince yanıtlamaya çalışacağım, aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz.

Aşağıda sanırım kendi kendime 16 soru-cevap yazdım. Bunlar sanıyorum az da olsa kendi düğününü kendisi organize etmek isteyen çiftlere yarayacaktır. Ancak gördüğüm kadarıyla günümüzde artık pek çok Türk şirket de sizin adınıza düğün organizasyonları yapmakta. Bu organizasyon paketlerinde havalimanından karşılama, kuaför/makyöz hizmetleri, sizi ve misafirlerinizi oradan oraya taşıma, konaklama, fotoğrafçı/kameraman bulma gibi pek çok hizmet var. Kendiniz tek tek uğraşmak istemiyorsanız ve özellikle de iki TC vatandaşı olarak İtalya’ya sadece nikâh/düğün ve balayı amaçlı geliyorsanız böyle bir organizasyona da başvurabilirsiniz.  Benim dikkatimi üç şirket çekti bunlar;
  • Vera Event (Vera Weddings&Honeymoons) (ayrıca yurtdışındaevlen de onlara bağlıymış) – Bana oldukça kapsamlı ve güzel paketleri varmış gibi geldi. Yapılan düğünleri ve blog yazılarını da görebiliyorsunuz. Düğün paketlerinin içerisinde içerikleri ve fiyatları var ve aslında bu paketler bir nevi balayınızı da karşılamış oluyor. Instagram hesapları da varmış: weddinginrome
  • Yurtdışında düğün – Burada da yine yapılan düğünlerden örnek görmek ve paketleri incelemek mümkün.
ve

Bir de Roma’da Evlen var, ancak anladığım kadarıyla sadece Roma’da organizasyon düzenliyorlar.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Laponya'dan bir manzara
Laponya gezi yazılarımı yayınlayalı birkaç hafta oluyor. Ancak sanıyorum hâlâ bu güzel gezinin etkisinden sıyrılamadım :) Sanıyorum 2-3 hafta önce mevsimin ilk karı Laponya’ya düştü, şu günlerde de ilk göl donmuş diyorlar :) Aslında bir de kışın gidip görebilmek lazım ama kısmet bakalım.

Şimdilik sizinle sadece hem Laponya’da işinize yarayabilecek, hem de buraların kültürünü görmenizi sağlayacak birkaç sözcük paylaşıyorum. Umuyorum işinize yarar :)

18 Ekim 2016 Salı

Elbette Laponya'da belki aşağıda saydıklarımı değil ama, daha çok Ren Geyiklerini göreceksiniz :)
Geçtiğimiz haftalarda beş günlük bir seri hâlinde Laponya gezimizden fotoğraflar ve notlar paylaşmıştım. Şimdi de biraz Laponya’daki vahşi hayattan bahsetmek istiyorum.

Laponya tek kelimeyle vahşi doğayı iliklerinize kadar yaşayabileceğiniz, çevrede inin cinin top attığı bir yer. Özellikle yalnız ve doğada kalmak isterseniz, bunu kolaylıkla başarabileceğiniz bir ülke Finlandiya.

Peki bu geziler sırasında karşılaşabileceğiniz hayvanlar neler? Size zarar verebilirler mi? Büyük ihtimalle size zarar verip vermeyecekleri onlara ne kadar yaklaşıp huzurlarını bozacağınızla ilgili olacaktır.

Okuduğum kadarıyla Laponya’da, bu bölgeye özgü 4 vahşi tür bulunuyor ve hepsi de insanlara yaklaşmamak için çaba sarf ediyorlar; ancak bir kısmını (örneğin ayıları) gözlemleyebileceğiniz turlar da bulunuyor. Yani vahşi hayat fotoğrafçılığına meraklıysanız birilerinin peşine takıp (ya da bu işi yapan turlarla yola çıkıp) bu hayvanları özel olarak gözlemlemeniz de olası.

11 Ekim 2016 Salı


Geçtiğimiz hafta yine bir konferans sebebiyle yolumuz Tampere’ye düştü. Etkinlik iki gün sürdüğünden bir gece de Tampere’de kalmış bulunduk. Ancak dilerseniz Tampere rahatlıkla günübirlik olarak da gezilebilecek bir şehir.

Tampere’de kaldığımız oteli üniversite ayarladığından, biraz da tuzluca olduğundan tavsiye edemeyeceğim ancak lüks bir şeyler arıyorsanız hemen tren istasyonunun yanında kalan Solo Sokos Hotel Torni sanıyorum ihtiyacınızı karşılayacaktır. Ayrıca otelin girişinde bir lokanta ve üst katlarından birinde de bir bar bulunuyor. Alttaki lokantayı pek tavsiye edemeyeceğim ancak yukarıdaki bar manzara açısından güzelmiş diyorlar (“diyorlar” çünkü biz çıkıp bakmayı unuttuk :D ).

6 Ekim 2016 Perşembe

Drunken (Sarhoş) sauna :)
Geçen hafta sonu bir değişiklik yapıp araba kiraladık ve bütün yaz gitmeyi isteyip de bir türlü vakit ayarlayamadığımız Hanko'yu ziyaret etmeye gittik.

Hanko, Finlandiya’nın kara üzerindeki en güney noktası bu yüzden de ülkenin en güneşli yeri sayılıyor. Elbette biz nereyse eylül sonunda gittiğimizden ne denize girebildik ne de güneşini görebildik. Hatta Hanko tabir-i caizse tam bir hayalet şehre dönmüştü, sanki bir zamanlar tatil beldesiymiş de, artık kullanılmıyormuş gibi bir havası vardı :) Sezon bittiginden olsa gerek lokantalar bile kapalıydı sadece birkaç kafe ve pub açıktı bizim gördüğümüz.

3 Ekim 2016 Pazartesi


Ve gezimizin son ayağına geldik. Fotoğrafta görmüş olduğunuz rengeyiği ailesi de Laponya'da gördüğümüz son rengeyikleriydi :)
Laponya’ya yaptığımız beş günlük geziyi anlattığım yazı dizisinin beşinci yazısına hoş geldinz. Diğer başlıklara aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Şimdiden makalelerin bağlantılarını paylaşıyorum, yayınladıkça bağlantılar da açılacak :)

5. Gün - Kuzey Kutup Dairesine Yolculuk: İsveç’e Geçiş (bu yazıyı şu anda okumakta olduğunuzdan herhangi bir link yok burada)

28 Eylül 2016 Çarşamba


Dördüncü günümüzün sabahını yemiş toplayarak geçirdik. Yemişleri toplayan üç kişi olunca kısa sürede 2 kiloya yakın yemiş topladık. Sonrasında ben Helsinki'ye dönünce kendilerini reçel yaparak değerlendirdim, pek güzel oldu :)
Laponya’ya yaptığımız beş günlük geziyi anlattığım yazı dizisinin dördüncü yazısına hoş geldinz. Diğer başlıklara aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Şimdiden makalelerin bağlantılarını paylaşıyorum, yayınladıkça bağlantılar da açılacak :)

4. Gün - Kuzey Kutup Dairesine Yolculuk: Muonio (bu yazıyı şu anda okumakta olduğunuzdan herhangi bir link yok burada)

26 Eylül 2016 Pazartesi

Sağım solum önüm arkam tundra! Ya da bir diğer adıyla kutup bozkırı. Çok güzel değil mi? Ancak bu bozkırlarda yürürken dikkatli olmak gerek, çünkü bu otların altında çoğunlukla su bulunuyor, o yüzden de kütük yolları terk etmemeniz en iyisi.
Laponya’ya yaptığımız beş günlük geziyi anlattığım yazı dizisinin üçüncü yazısına hoş geldinz. Diğer başlıklara aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Şimdiden makalelerin bağlantılarını paylaşıyorum, yayınladıkça bağlantılar da açılacak :)

22 Eylül 2016 Perşembe


Laponya’ya yaptığımız beş günlük geziyi anlattığım yazı dizisinin ikinci yazısına hoş geldinz. Diğer başlıklara aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Şimdiden makalelerin bağlantılarını paylaşıyorum, yayınladıkça bağlantılar da açılacak :)

19 Eylül 2016 Pazartesi

Yol üzerinde pek çok rengeyiğinin sakin sakin otlamakta olduğunu göreceksiniz. Özellikle açıklık, çimenin bol olduğu alanlarda takılıyorlar. Sanırım hem boynuzları yüzünden sık ormanlarda yürümek pek hoşlarına gitmiyor, hem de okuduğumuza göre, yol kenarlarını sevmelerinin başlıca sebebi tuzlu otlarmış. :) Kış aylarında yolların donmasını önlemek üzere serpilen tuzlar, ilkbaharın gelişiyle eriyen buzlarla yolların kıyısına akıyor ve hemen yol dibinde bitmekte olan ot ve çalılara karışarak onlara tuzlu bir tat veriyormuş. Zaten biraz keçiyi, biraz da ineği andıran rengeyikleri de bu tuzlu otlara bayıldıkları için hep yol kenarında takılıyorlarmış.
Finlandiya’da oturup da yolumuzu Laponya’da geçirmemek olmazdı diye düşünüyorum. Her ne kadar ağustos ayında gitmiş olsak, Laponya’ya özgü kış etkinliklerinin hiçbirini görememiş olsak da, gezimizden mutlu ayrıldık.

Bu gezimiz 5 gün sürdüğünden, okumayı kolaylaştırmak adına her günü ayrı bir yazıda anlatmaya karar verdim. Şimdiden makalelerin bağlantılarını paylaşıyorum, yayınladıkça bağlantılar da açılacak :)

6 Eylül 2016 Salı

Eş taşıma şampiyonası Finlandiya'daki garip etkinliklerden yalnızca biri... (Kaynak: Flickr / Visit Lakeland)
Finler gerçekten de kendilerine has insanlar. Buraya gelmeden, hatta gelip de yaşamadan onları pek de tanıyabileceğimizi ya da doğru yargılayabileceğimizi düşünmüyorum açıkçası.

Bu soğuk gibi gözüken ama aslında utangaç, yine de her şeye rağmen sözünü sakınmayan ancak sözünü sakınmazken de sözünün kesilmesinden hiç hoşlanmayan insanların düzenlediği en garip (ve bazıları bir o kadar saçma) etkinliklere birlikte bakalım :)

30 Ağustos 2016 Salı


Marsilya’da geçirdiğim yaklaşık 1 aylık sürede Nice’e ve Monako’ya da gitme imkânım oldu.

Marsilya’dan Nice’e özel arabayla gitmek en 2 – 2,5 saat sürüyor (198 km), tren 2,5 – 3 saat, keza otobüs de en az 3 saat sürüyor. Biz rahat olacağını düşünerek trenle yolculuk ettik. Tren ara ara sahil şeridinden gidiyor, meşhur film festivalinin yapıldığı Cannes’dan da geçiyor, böylece hoş manzaralarla karşılaşabiliyorsunuz.

23 Ağustos 2016 Salı

Marsilya’da 1 Ay

23 Ağustos 2016 Salı - Hiç yorum yapılmamış

Aslında bu yazıyı çok daha önce kaleme almam gerekiyordu; ama almamışım. Marsilya, Nice ve Monako üzerine yazmadığımı da geçenler de bana gelen bir soru üzerine fark ettim. O yüzden daha geç olmadan iki bölüme ayırıp bu gezimi de sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Yazının ilk bölümü başlıktan da anlaşılacağı üzere Marsilya’yı kapsıyor. Bundan sanıyorum 4 yıl kadar önce eşimin işi sebebiyle 1 aylığına Marsilya’da yanında kaldım. Bu süre zarfında 2-3 günlüğüne hemen Marsilya yakınındaki Nice’e gidip, oradan da günü birlik Monako’ya gidip geldik.

Marsilya’da bulunduğumda aylardan şubat olmasına rağmen inanılmaz güzel, neredeyse sıcak diyebileceğimiz bir havayla karşılaştım. Gün içerisinde tişörtle dışarıda gezmenin bile mümkün olabileceği kadar güzel bir havaydı bu.

Ne yazık ki havası bu kadar ideal ve güzel olmasına rağmen (doğası da bir o kadar güzel aslında, malumunuz Akdeniz şehri), Marsilya ne yazık ki hiç de güvenli bir şehir değil (bu arada Fransa’nınmerkezi olarak en kalabalık ikinci, bölgesel olaraksa en kalabalık üçüncü şehri olduğunu belirtmekte fayda var). 

18 Ağustos 2016 Perşembe



Geçtiğimiz kış Helsinki’nin semalarına bakarken, benim için oldukça sıra dışı bir olayla karşılaşmıştım. Bana en başta dikey bir gökkuşağı gibi gelen bu görüntünün sonradan “parheli” (yalancı güneş) diye adlandırılan bir doğa olayı olduğunu öğrendim.

Bazı siteler uygun koşullar oluştuktan sonra Parheli’yi yılın herhangi bir zamanında, dünyanın herhangi bir noktasında görebileceğinizi söylüyor (ama bu her zaman göreceğiniz anlamına gelmiyor bence, oldukça da nadir sayılabilecek bir olay aslında, bu cümle biraz “uygun koşullar sağlandıktan sonra dünyanın her yerinde kar yağabilir”e benziyor ;) ); ancak daha çok kuzey ülkelerinde ve kış aylarında görülebileceğini belirten kaynakların sayısı daha fazla. Sanıyorum bunun temelli sebebi uygun koşulların kuzey ülkelerinde ve kış aylarında daha kolay oluşabilmesi.

15 Ağustos 2016 Pazartesi


Geçtiğimiz haftalarda deneyimlediğimiz Finlandiya’ya özgü göl evi geleneğini kaleme alırken aklımdan “bir de Finlandiya’nın yemişleri hakkında yazsam fena olmaz” düşüncesi geçiverdi. Özellikle de blueberry ve bilberry’nin aynı şey olmadığını, yaban mersini diye yediklerimin aslında başka bir tür yemiş olduğunu fark edince bu isteğim daha da pekişti ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Bu noktada araya bir de not sıkıştırayım, Finlandiya’ya yolu düşüp de kara kara ne hediye götürsem diye düşünenler varsa, en iyi seçeneklerden biri bu yemişlerden yapılan reçellerden kapıp götürmek sevdiklerinize. Özellikle “sarı böğürtlen” reçelini pek beğeniyorum ben. Hele bir de turtaya koyarsanız daha güzel oluyor, tavsiye ederim :)

Finlandiya’da yetiştirilen türlerin yanında doğada yetişen 50 tür yemiş varmış. Bunlardan 37 tanesi yenilebilirmiş (kalanları genellikle zehirli olabiliyor). Aşağıdaki listede bu türlerin en bilinenlerine ve yemeklerde, tatlılarda kullanılanlarına yer vermeye çalışacağım.

11 Ağustos 2016 Perşembe


Yolunuz bir şekilde Finlandiya’ya düştü ve Fin Hamamı, yani Sauna deneyimi yaşamaya karar verdiniz. Ancak nereden nasıl başlamanız gerektiğini bilmiyor, (varsa) kuralların ne olduğunu merak ediyorsunuz. O zaman doğru yere geldiniz. Elimden geldiğince “yeni başlayanlar için” Fin Hamamını anlatmaya çalışacağım :)

Öncelikle, hepinizin bildiğin gibi, artık hemen her spor salonunun ve otelin birer saunası var. Ancak Finlandiya’da, sanıyorum diğer ülkelere göre sauna kullanımın ve kuralları biraz daha farklı. O yüzden böyle bir başlık açıp akıllardaki sorulara yanıt vermeye karar verdim :)

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Göl evinde kaldığımız iki gün boyunca manzaramız böyleydi
Geçtiğimiz hafta sonu, sonunda muradımıza erdik ve airbnb üzerinden bulduğumuz bir cottage da (göl veya orman evi/kulübesi/kabini diyebiliriz) soluğu aldık.

3 Ağustos 2016 Çarşamba


Evet, sonunda biz de her Helskinkili (ya da Helsinki’den geçen turist) gibi yolumuzu Tallinn’e düşürdük. Neden böyle söylüyorum, çünkü yolunuz bir gün Helsinki’ye düşerse her tur rehberinin “Helsinki’de yapılması gerekenler” kısmının ilk 3’ünde “Tallinn’e gidin” yer aldığını göreceksiniz (neyse ki Tallinn’de de durum tam tersiymiş gidince gördüm :) ).


Peki Tallinn’e nasıl gidilir, neden gidilir?

Öncelikle nasıl gidilirle başlayalım…
1.3 milyoncuk nüfuslu Estonya’nın bu şirin orta çağ kasabası görünümlü başkentine Helsinki’den feribotla ulaşabilirsiniz. Seçeceğiniz şirkete göre bilet fiyatları ve süre değişiyor. Yolculuk en az 2, en çok 3,5 saat sürüyor. Bilet fiyatları tamamen değişken, zamanına göre 10€’ya da gidip dönebiliyorsunuz 60€’ya da. Önceden almak yararlı olabilir, ancak yazın fiyatların çok oynadığını sanmıyorum, malum turistik sezon oluyor. Vikingline, Eckeröline ve Tallink Silja Line iki yaka arasında çalışan feribot şirketleri. Biz Tallink S. L. ile gittik. Memnun kaldık. 2 saatte gidiyordu, diğerlerine göre en hızlısıydı.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Üç yıl önce kaleme aldığım İtalya’da Düğün Faslı yazımın beklediğimden fazla ilgi görmesi üzerine, bir nevi maceranın devamı sayılabilecek “Evlilik Yoluyla İtalyan Vatandaşlığına Başvurma Macerası” yazmaya karar verdim. Belki böylece bir nebze de olsa yarıma ihtiyacı olanları aydınlatabilirim (bu arada "İtalya'da düğününüzü nasıl organize edersiniz?" başlıklı yazıma da buraya tıklayarak ulaşabilirisiniz.).

GÜNCELLEME ( Ağustos 2019): Merhabalar,
Aralık 2018 itibariyle vatandaşlığa başvuru sisteminde bir takım değişiklikler yapıldı. Bunlardan biri vatandaşlık başvurunuzu yaptıktan sonra yanıt alma sürenizin 2 yıldan 4 yıla çıkartılması. Diğeri de (aşağıya aldığım yorumlar doğrultusunda öğrendiğim kadarıyla) artık CELI ya da CILS B1 seviyesinde İtalyanca sertifikası istenmesi. Bu İtalyanca sınavları yılda 2 kere düzenleniyor, yanlış hatırlamıyorsam haziran ve aralık ayındaydı tarihler ama yine kontrol edin, ayrıca bulunduğuz ülkeye göre değişebilir. Sonrasında sınav sonuçlarının açıklanıp sertifikanın size yollanması 3 ayı bulabiliyor. Ben haziran ayındaki bir teste girmiştim, sonucumu ağustos sonunda öğrenmiş, sertifikamı eylül ayında almıştım. Başvurunuzdan önce teste girerken bu tarihleri göz önünde bulundurmayı unutmayın. Daha ayrıntılı bilgi için bu bağlantıyı da lütfen inceleyin.  

GÜNCELLEME (Haziran 2019): Başvuru sisteminde yazanların nasıl yorumlanması gerektiğiyle ilgili son yazıma buradan ulaşabilirsiniz: İtalyan Vatandaşlığına Başvurduktan Sonra Başvuru Sisteminde  Yazılanları Nasıl Yorumlamalı? )

Diğer yazıda olduğu gibi burada da soru cevap şeklinde gitmeye çalışacağım, böylelikle daha anlaşılır olacağını düşünüyorum.

Sorulara İtalyan vatandaşlığına ne zaman başvurabileceğiniz ile başlayalım. Bu arada unutmayın, bu başlıkta yazdıklarım sadece evlilikle kazanılan vatandaşlık hakkı için geçerli. Diğer vatandaşlık başvurularında prosedürlerin çok daha farklı işlediğini unutmayın. 

23 Mayıs 2016 Pazartesi


Geçtiğimiz günlerde bir değişiklik yapıp Sihirli Flüt Operası’nı izlemeye gittik.

Eğer sizin de aklınızdan “Helsinki’de operaya gitmek istiyorum ama Fincem de yok, çok sıkılır mıyım?” geçiyorsa, hiç merak etmeyin, oyunun tamamı Fince olmasına rağmen İngilizce ve İsveççe altyazı var (ya da üst yazı mı demeliyim, sağ üst köşede idi İngilizce).

Tabii ki yine de biletinizi ayırtmadan önce operanın sitesinden kontrol etmenizde yarar var altyazı olup olmadığını.

Operanın içine gelince…

Dıştan bakınca pek de şık gözükmeyen opera binasının içini beklediğimden daha güzeldi. Özellikle arka, üst bekleme salonu kısmındaki camekândan göleti izlemek çok hoştu.

19 Mayıs 2016 Perşembe


Bir Mayıs’ta yolunuz Finlandiya’ya düşerse iki kere düşünün. Eğer sadece 2-3 günlüğüne gelip şehri gezmek istiyorsanız ve bu gezinin 2 günü 30 Nisan ve 1 Mayıs’a rastlayacaksa, bence kalacağınız günü değiştirmeye çalışın. Yok, eğer daha uzun bir süreliğine geliyorsanız, o zaman hoş geliyorsunuz, gidin ve Vappu kutlamalarına karışın :)

1 Mayıs, bizim ülkede bildiğiniz üzere her yıl biraz hareketli, köşe kapmaca şeklinde geçer ne yazık ki. Pek çok başka ülkede de genellikle siyasi gösteriler olması normal karşılanır. Ancak Finlandiya’da 1 Mayıs anlayışı biraz daha farklı.

Aslında hazırlıklar bir hafta önceden başlıyormuş, ancak ben çevremde büyük bir değişiklik görmediğimden (en fazla evlerin bahçelerine çıkmaya başlayan bahçe sandalyeleri ve masalarını sayabilirim, ama onun da bahar geliyor diye olduğunu düşünmüştüm) bu konuyu pek doğrulayamayacağım. Büyük ihtimalle hazırlıklar evlerde yürütüldüğünden fark etmemişimdir.

Vappu için 1 Mayıs’ın diğer adı diyebiliriz sanırım. Bu gün Noel, yılbaşı ve haziranda kutlanan Midsummer day dışındaki en büyük ve önemli günmüş. Aynı zamanda festival havasında geçen tek kutlama.

16 Mayıs 2016 Pazartesi



Geçtiğimiz günlerde birkaç günlüğüne Stockholm’de bulunma imkanımız oldu. İyi ki de olmuş, şansımıza hava da güzeldi ve gerçekten keyif alarak gezdiğimiz bir şehir oldu.

Helsinki’den Stockholm’e Nasıl Gidilir?

Helsinki – Stockholm arasında sanıyorum Finnair, SAS ve Norwegian uçuyor. Ayrıca dilerseniz öğleden sonra binip, ertesi gün inebileceğiniz gemi seferleri de mevcut.

Biz en uygun bileti Norwegian’da bulduğumuz için onunla uçtuk. Low-cost olmasına rağmen oldukça iyi uçaklara sahip bir hava yolu. Elbette su vs. her şey paralı, ancak kısa uçuşlarda buna ihtiyacınız olmayacak. Ancak dilerseniz internet bedava. Evet, uçaklarında internet var ama biz kullanmayı denemedik. Daha doğrusu doğal olarak tüm verilerinizi erişime açmanızı istiyorlar, o durum hoşumuza gitmediğinden kullanmadık, ama internet var aklınızda bulunsun :)

Helsinki – Stockholm arası uçakla tam 1 saat sürüyor. Finlandiya, Türkiye ile aynı saat diliminde, İsveç ise bu iki ülkeye göre 1 saat geriden geliyor. Bu da demek oluyor ki saat 10:25 uçağına binerseniz, saat 10:25’de Stockholm’e varıyorsunuz :) Çok hoş değil mi? O hâlde size daha hoş olan başka bir şey söyleyeyim, biz 10:25 uçağına bindik ve 10:10’da Stockholm’e indik, görecelik diye buna diyorlar sanırım ;)

5 Mayıs 2016 Perşembe


Evet, sonunda 6 başlıklık Cape Town macerasının son başlığı olan Safari’ye geldik.

Bundan önce kaleme aldığım;

Gelelim safari maceramıza.

Genel olarak Afrika’yı ziyarete giden hemen her turistin emellerinden biri safariye çıkmaktır sanıyorum. En azında bende öyle bir hissiyat oluştu. Biraz da bu yüzden olsa gerek Cape Town ve çevresinde gidilebilecek safari alanlarını haftalar önceden araştırmaya başlamıştım; ancak neredeyse son dakikaya kadar bir seçenekte karar vermek konusunda fazlasıyla zorlandığımızı söylemeliyim. Bunun birinci sebebi Güney Afrika’da (Kruger’i saymazsak) aslında gerçekten de safari alanı olmayışıydı. Safari dediğiniz zaman aklınıza doğal ortamına, gerekirse birbirilerini de yiyerek hayatta kalmaya çalışan hayvanlar gelir değil mi? Ne yazık ki burada öyle bir durum söz konusu değil. Zaten safaride görmeyi bekleyeceğiniz çoğu hayvan Güney Afirka’da doğal olarak yaşamayan hayvanlar, yani diğer Afrika ülkelerinden getirtilmişler. Yine aynı şekilde bu parklardaki turların sadece kapalı arabalarda, mümkünse silah kullanan deneyimli rehberler eşliğinde yapılmasını beklersiniz. Ancak Cape Town çevresindeki safari parklarının hiçbiri böyle değil. Büyük kamyonlardan bozma açık arabalarda, silahı olduğundan şüphe ettiğim rehberler eşliğinde, hayvanların dibine kadar girerek safariye çıkıyorsunuz.

Safariye çıkarken bindiğimiz arabalar böyleydi

2 Mayıs 2016 Pazartesi


Tekrar merhabalar!

Cape Town ve çevresi hakkındaki yazılarıma Ümit Burnu ile devam edeceğim bugün :)

başlıklı yazılarıma ise linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güney Afrika’ya, hele hele Cape Town’a kadar gitmişken, merkeze arabayla en fazla 45 dakika mesafedeki Ümit Burnu’na gitmemezlik etmek olmazdı :)

Buraya ulaşabilmeniz için pek çok seçenek bulunuyor. Bunlar araba kiralamak, Simon’s Town’a kadar trenle gidip oradan taksi vs. ile Burna ulaşmaya çalışmak ya da turla gitmek gibi seçenekler. Trenle gidip taksi ile ulaşmaya çalışmanızı pek tavsiye etmiyorum, çünkü Ümit Burnu kendi milli parkı içerisinde kalıyor ve içeriye giriş ücretli. Milli parkın girişinden buruna kadar yürümeniz, eğer tüm günü orada geçirmek istemiyorsanız imkânsız. İçeriye taksiyle girerseniz taksicinin sizi bir yerlerde beklemesi gerek, çünkü içeride başka taksi yok. Tüm bu sebeplerden ötürü bu taksi işi biraz zor bence :)

28 Nisan 2016 Perşembe



Cape Town hakkında yazmaya devam ediyorum. Bu yazımda Hop-On Hop-Off turist otobüsüyle gezmeye gitmediğimiz, ancak yine şehir merkezinde kalan müzelerden bahsedeceğim.

başlıklı yazılarıma ise linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Gelelim Cape Town’daki etkinliklere…

21 Nisan 2016 Perşembe


Cape Town’da Beni Neler Bekliyor?” başlıklı yazımın devamı olarak Cape Town hakkında yazmaya devam ediyorum. Cape Town ve çevresi hakkında toplamda 6 yazı yazmış olacağım bunlar:


Bu yazımda sizlere Cape Town’u nasıl kolayca ve ucuza gezebileceğinizden bahsedeceğim.


Cape Town oldukça büyük bir şehir ve hemen her noktasında gezecek bir şeyler bulmanız olası, ancak ne yazık ki bir turist olarak sokaklarında yürüyerek gezmek bazen zorlayıcı olabilir. Bundan dolayı şehri gezmek için en güvenli, en kolay ve ucuz yol Hop-On Hop-Off denilen turist otobüslerine binmek.

14 Nisan 2016 Perşembe


Cape Town’da Beni Neler Bekliyor?” başlıklı giriş yazıma ek olarak kaleme aldığımda bu yazımda sizlere tırmanış ve yürüyüş konusunda pek deneyimli ve becerikli olmayan, ancak yürümeyi gezmeyi seven biri olarak Lion’s Head’e çıkmak isterseniz başınıza neler geleceğini anlatmaya çalışacağım.

Güney Afrika hakkında yazdığım diğer başlıklar da sırasıyla şöyle:

Cape Town’un içinde ve dışında, özellikle yürüyüş ve tırmanış sevenlerin hoşuna gidebilecek pek çok parkur bulunuyor. Bunların en bilinenleri Lion’s Head ve Masa Dağı (Table Mountain) yürüyüşleri. Masa Dağı’na çıkmak isterseniz size tavsiyem hava koşullarını iyi bir şekilde gözden geçirmeniz, her türlü hava durumuna karşı yanınızda ekipman bulundurmanız, grup halinde yola koyulmanız, gerekirse sizinle yürüyüşe gelmeyecek başka insanları da bilgilendirmeniz yönünde olacak. Kendi adıma Masa Dağı’nın tepesine çıkmamış olmakla birlikte parkurun tek yön ortalama 4 saat sürdüğünü okumuştum. Yolda herhangi bir su kaynağı yok bildiğim kadarıyla, o yüzden dikkatli olmanızda fayda var. Ayrıca Masa Dağı’nın doğası gereği Cape Town’da ani hava değişiklikleri yaşanabiliyor. Bazen bir bulutun dağa takılıp kalması sonucu saatlerce kapalı ve sisli bir havaya maruz kalabiliyorsunuz. Tüm bunlara ek olarak “yukarıya kadar yürüyelim, sonra teleferikle ineriz” derseniz, bu konuda da dikkatli olmanızda yarar var, çünkü sabahleyin havanın sisli, öğleden sonra da rüzgârlı olabilmesi sonucu teleferik seferleri iptal edilebiliyor. Bu uyarı yukarı teleferikle çıkacaklar için de geçerli. Hava durumunu iyi kontrol edin, sonra aşağı yürümek zorunda kalabilirsiniz :p

Gelelim bizim Lion’s Head’e…

12 Nisan 2016 Salı

Waterfront'dan Masa Dağı'na bakış
Yine uzun bir aradan sonra sonunda bilgisayar karşısına geçip bir şeyler karalamaya kalkışabildim.

Aslında birden çok şey karalamam gerekiyor o yüzden bakalım tüm yazıları nasıl bağlayacağız :)

Başlıktan da anlaşılacağı üzere sizlerle Güney Afrika, daha doğrusu Cape Town izlenimlerimi paylaşacağım. Yazıları 6 başlıkta toplamayı düşünüyorum.


  • İlki şu anda okumakta olduğunuz “Cape Town’da beni neler bekliyor” başlıklı yazı. Burada kısaca karşılaşabileceğiniz durumları ve benim bu durumlara yorumlarımı paylaşacağım.
  • İkinci yazımda “Lion’s Head’e tırmanmak”dan bahsedeceğim.
  • Üçüncü başlık “Cape Town’u nasıl verimli ve kolay bir şekilde gezersiniz” üzerine olacak. Bu yazı da Cape Town’da oldukça yaygın olan ve pek çok hatta sahip olan Hop-On Hop-Off otobüslerle nasıl gezebileceğinizi, nereleri gezebileceğinizi ve ne beklemeniz gerektiğini anlatacağım.
  • Dördüncü yazım “Cape Town’da daha gezecek çok şey var” olacak. Böylelikle tur otobüsüyle gezdiğimiz yerler dışındaki diğer noktalardan bahsetme imkânı bulacağım.
  • Beşincisi “Ümit Burnu gezisi ve Afrika Penguenleri” üzerine keyifli ama gezi sırasında kameramın sd kartını kaybettiğim için benim adıma bir o kadar da hüzünlü bir yazı olacak.
  • Ve son yazım “Cape Town’dan safariye gitmek” başlıklı olacak. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazımda, gidebileceğiniz safarilerden ve bizim katıldığımız turdan bahsedeceğim.


Umuyorum keyifle okuyacağınız yazılar olur. Yazıları yayımladıkça buraya linklerini ekleyeceğim.

18 Şubat 2016 Perşembe


Geçen hafta biraz da tesadüf eseri yolumuz Heinola’ya düştü.

Heinola özellikle 1999 – 2010 arası Dünya Sauna Şampiyonası’na yaptığı evsahipliği ile tanınan bir şehir. Ayrıca Finlandiya’nın en uzun ikinci köprüsü de (Tähtiniemi Köprüsü) buradan geçmekte. Ancak aklınıza kocaman bir köprü gelmesin. Tähtiniemi 924 metre uzunluğunda (örneğin Boğaziçi Köprüsü 1560 metre uzunluğunda). Biz ne yazık ki köprüyü göremedik, çünkü tam olarak nereden geçtiğini anlayamadık. Yol bitti sandığımız bir nokta vardı, oradan devam etseymişiz biraz daha içeri doğru kıvrılıyormuş göl, köprüyü de görebilecekmişiz.

15 Şubat 2016 Pazartesi

Kaynak: Designed by Freepik
Aklınızda “Avrupa’da öğrenci olmak nasıldır?”, “Harç/masraf dengesi nasıl işler?”, “Oralara nasıl gelirim?”, “Konaklama olanakları nelerdir?” gibi sorular varsa bunların cevabını geçen seferki « İsviçre’de Öğrenci Olmak » yazıma ek olarak Teori Eğitim için kaleme aldığım « Avrupa’da Üniversite Öğrencisi Olmak » makalemde bulabilirsiniz.

11 Şubat 2016 Perşembe


Evet, yanlış duymadınız, kış vakti Helsinki’de denize girmek olası!

“İyi de geçen sefer yazdığın yazılardan birinde denizin donduğunu söylememiş miydin?” diye soranlarınız çıkabilir. Ona da “evet”, Tarifsiz bir heyecan: Denizin Üzerinde Yürümek başlıklı yazımda bahsettiğim üzere Baltık denizi kışın donuyor. En azından belli kısımları. Yazıyı kaleme aldığımdan beri doğru düzgün kar yağmamış olmasına rağmen denizin üzeri halen ince bir tabaka buzla kaplı. Ancak hiç merak etmeyin, denize girmenizi sağlamak için buzu kırıyorlar ve tekrar donmaması için de denizdeki motorlarla suyun hareketini sağlıyorlar.