20 Aralık 2017 Çarşamba

foto: Flickr: Torsten Mangner
Açıkçası bloğumu bir ‘annelik ve bebek’ bloğuna değiştirmeyi katiyen düşünmüyorum, ancak doğum ve lohusalık sürecinde yaşayıp da beni kısmen şaşırtan, yeni anneler/hamileler arasında pek de bilinmeyen birkaç gerçeği paylaşmadan geçmek istemedim. Özellikle doğumunu yurtdışında gerçekleştirecek annelerin benim durumumda kalabileceğini düşünerek de yazmak istedim bu yazıyı. Umarım birine yardımı dokunur :)

  • Doğum sancıları sanıldığı gibi pek de düzenli değildir: Evet, doğum sancınız başladığında bunu büyük ihtimalle anlayacaksınız, o bakımdan bir sorun yok; ancak sanırım hamilelikte sürekli olarak “doğum sancılarını giderek artacak” gibi pek çok kalıp okuduğumdan olsa gerek, ben sancıların giderek sıklaşacağını düşünüyordum. Örneğin önce saatte bir, sonra on beş dakikada bir, sonra üç dakikada bir gelecek gibi… Ancak gerçek bundan farklı olabilir. Benim doğum sancılarım saatte birle başladı, sonra beş dakikada bire indi, sonra on dakikada bire çıktı, derken durdu, sonra üç dakikada bire indi, daha sonra saatte bire çıktı. Kısacası bayağı inişli çıkışlıydı :)
  • Doğum sancıları günlerce sürebilir: Açıkçası ne yalan söyleyeyim, yine okuduklarım doğrultusunda ben sancıların en fazla yirmi dört saat süreceğini, tüm doğumun bir günde olup biteceğini düşünüyordum. Yanılmışım, benim kasılmalarım üç gün sürdü. Daha da sürebilirdi ancak kasılmalarım uzunluğu beş dakika sürmeye başlayıp da bebeğin nabzı düzensizleşince sezaryene almak durumunda kaldılar. Doğumdan sonra internetten araştırdığımda sancıların bazen bir hafta bile sürebildiğini ve benim durumumda pek çok anne olduğunu gördüm. Ama ben özel olarak bu konu hakkında araştırma yapmasaydım haberim olmayacaktı; belki yeni anneler doğumdan korkmasın diye bu durum pek dillendirilmiyor ancak ben kendi adıma sancıların günlerce süreceğini önceden bilmeyi ve fikren de bu duruma alışmayı yeğlerdim.
    Bu arada, belki de bu durumun Türkiye’de pek de konuşulmuyor olmasının nedeni, genel olarak açılma olmayınca, sancılar devam etse bile doktorların doğrudan sezaryene almasıdır. Yurtdışında, özellikle de Finlandiya’da, anne de normal doğumdan yanaysa sezaryen yapmamak için oldukça uğraştıkları olabiliyor.
  • Doğumdan sonra uzun süre kanamanız olacak: İster normal, ister sezaryen doğum olsun, elbette doğumdan sonra kanama olacağını biliyordum. Tek sorun, kanamanın aylarca süreceğini bilmiyor oluşumdu. Tabii ki kanamanın yoğunluğu gün geçtikçe azalıyor ve elbette süreç kadından kadına değişebilir, ancak benim kanamam iki ay sürdü. Daha uzun sürenler de oluyormuş. İnsanın bir anda beklediğinin iki katı süren bir kanama süreciyle karşılaşması pek matah olmuyor bence, o yüzden kendinizi bu duruma da fikren hazırlayın derim :)
  • Bir kızınız olursa onun da kanaması olabilir: Annenin hormonlarına bağlı olarak yeni doğan kız çocuklarda da hafif bir kanama olabiliyor. Neyse ki bu kanamanın olabileceğini önceden biliyordum :) Ancak yine duyduklarım doğrultusunda bu kanamanın 1-2 kere olacağını düşünüyordum; yanılmışım, bizim bebeğimizin kanamaları, her gün olmasa da 2-3 hafta sürdü ve geçti. Elbette yoğun bir kanaması yoktu, o yüzden aksi bir durumda (hatta bence her türlü kanaması olması durumunda) doktorunuzla iletişime geçin.
  • Skolyoz (bel kemiği eğriliği) ve epidural sezaryen: Sanıyorum ki genel olarak, çok ileri olmadıkça bel kemiği eğriliğine sahip olmanız epidural sezaryene engel değil; ancak bazen ileri eğriliğe sahip olmasanız bile anestezi bir tarafınıza pek etki etmeyebiliyor ve ameliyat süreci uzuyor. Bana o anda söylememişlerdi mesela ama bir süre daha epidural etkisini tam göstermeseymiş genel anesteziye alınacakmışım. Bu noktayı yazmamın sebebi ise doğum öncesinde bel kemiği eğriliğinin bir sorun yaratıp yaratmayacağını sormama rağmen bana pek bir açıklama yapılmamış oluşuydu.
Benim doğum ve lohusalık sürecinde deneyimleyip de şaşırdığım noktalar bunlardı; eğer sizin de eklemek istedikleriniz varsa aşağıya yorum olarak girebilirsiniz.

Herkese sağlıklı ve kolay doğumlar :)


13 Aralık 2017 Çarşamba

Bu yıl 6 Aralık günü Finlandiya için diğer yıllara göre çok daha önemliydi; çünkü Fin halkı bağımsızlıklarının 100. yılını kutladı. Açıkçası ben 100. yıl için yıl genelinde pek çok etkinlik düzenlerler (örneğin konserler vb.) diye düşünmüştüm ancak gözüme pek de etkin gözükmediler.

Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl kutlamalar bir gün önce, öğleden sonra başladı. Kutlamadan kastım bayrakların asılması ve önemli binaların bu özel yıla özgü olarak ışıklandırılması. Belediye binası, Helsinki’nin sembolü beyaz kilise (tuomiokirkko) ve Finlandia-talo gibi 5-10 bina bu yıl Finlandiya’nın resmi renklerine, mavi-beyaza büründü.




Ayrıca dünyanın farklı ülkelerinde de Finlandiya’ya jest olarak çeşitli binalar, anıtlar veya köprüler 5 Aralığı 6 Aralığa bağlayan gece mavi-beyaz ışıklandırıldı. Örneğin Roma’da Colosseo (Kolezyum) ve İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Köprüsü ışıklandırılan yerlerden.

6 Aralık 2017 Çarşamba

origami turna hobi el isi
Bu yazımda özellikle hamileliğinin son demlerini yaşayan ve zaman geçirmek, çocuğu için eğlenceli ve dekoratif süsler yapmak isteyen annelere hitap etmek istiyorum. Bebeğim için hem doğal, hem el emeği, hem de güzel bir şeyler yapmak istiyorum, diyorsanız siz de benim gibi birkaç dal, biraz ip ve origami kullanarak aşağıdaki başucu süsünü yapabilirsiniz :)

Öncelikle dışarıdan bulduğum, biri uzun olmak üzere toplam dört dal parçasını birbirine bağladım. Özellikle uzun dalın sağlam ve kalın olduğundan emin olun ki kırılıp bebeğinizin üzerine düşmesin.

İlk olarak uzun dal parçasını süsü koymak istediğim yere sıkıca bağladım. Bunun için doğal görünümlü koli bantlarından kullandım. Bu başucu süsünü aslında önce karyolaya bağlamayı düşünmüştüm, ancak sonra “ya düşerse” diye düşünerekten bu fikrimden vazgeçtim ve bez değiştirme yatağına bağlamaya karar verdim. Böylece ben altını değiştirirken bebeğim de bu turnalara bakabilecekti (nitekim şu anda çok küçük ama bakmaya da başladı yavaş yavaş, renkli ve hareketli şeyler ilgisini çekiyor).

29 Kasım 2017 Çarşamba

cikolata festivali versoix cenevre isvicre gezi blog seyahat
Aslında bu yazıyı uzun yıllar önce paylaşmam gerekiyordu ancak atlamışım diyelim :) Çikolata Festivali’nin Versoix’da halen her yıl düzenlendiğini gördükten sonra bu tatlı konu hakkında yazmadan geçmeyeyim dedim.

Mart ayında yolunuz Cenevre yakınlarına düşerse ve vaktiniz de varsa çikolata festivaline katılmamak olmaz diye düşünüyorum.

Versoix, yine Leman gölü kıyısında bulunan, Cenevre merkezden belediye otobüsü ile 25dk da veya trenle ulaşılabilecek bir kasaba. Açıkcası festival dışında yapacak bir şey yok bu küçük kasabada çünkü daha çok özel mülklerin olduğu bir yer gibi geldi bana.

22 Kasım 2017 Çarşamba

yumurtasız gnocchi italyan mutfağı
Soldaki gorgonzola ve sağdaki domates soslu gnocchi
Bu haftaki yazımda sizlerle bir İtalyan yemeği olan Gnocchi’nin (okunuşu nyokki gibi oluyor) tarifini paylaşmak istiyorum. Gnocchi için patates hamuru/ezmesi/makarnası diyebiliriz sanırım. Yapımı oldukça basit olan bu patatesleri, makarnalarda da olduğu gibi istediğiniz soslarla servis edebiliyorsunuz. Benim en yakıştırdığım sos ise Gorgonzola peyniri (bir çeşit İtalyan küflü peyniri ama tadı Roquefort/Rokfor kadar ağır değil) ile yapılan.

Tarifimizi anlatmaya malzemelerle başlayalım; sadece üç malzememiz var: Patates (1kg), un (300gr) ve kafi miktarda tuz.
Bazı tariflerde malzemeler arasında yumurta da olduğunu görebilirsiniz. Ancak bence yumurtaya gerek yok, biraz sabırlı olursanız malzemeler kolayca yapışıyor; yumurta bana hem tat hem de koku olarak ağır geliyor, o yüzden genel olarak kullanmamayı tercih ediyorum tariflerde.

15 Kasım 2017 Çarşamba

yurtdisinda dogan bebegin italyan vatandasligina kaydi - italyan pasaportu
Yazımın hemen başında belirtmek isterim ki aşağıda yazacaklarım genel olarak ebeveynlerinden biri İtalyan olan ve İtalya dışında doğan bir bebeğin nasıl İtalyan vatandaşlığına kaydettirileceği üzerinedir. İtalya’da doğan çocuklar için farklı bir prosedür işliyor olabilir.

Bir süre önce bebeğimiz Finlandiya’da hayata gözlerini açtı. Doğal olarak biz de kendisini hem Türk hem de İtalyan vatandaşlığına (babası İtalyan) yazdırmak için kolları sıvadık.

Yaptıklarımızı Finlandiya şartlarında anlatacağım, belki sizin bulunduğunuz ülkedeki bürokratik işlemler farklı işliyor olabilir, ancak yazacaklarımın İtalyan bürokrasisinin genel olarak nasıl işlediği hakkında bir fikir vereceğini sanıyorum.

Finlandiya’da, hastaneden çıkarken bebeğiniz için bir doğum belgesi düzenlenecek, bu doğum belgesini alıp öncelikle Maistraati’ye gitmeniz gerekiyor. Maistraati noterlik işlemler, kayıt, apostil gibi işlerin yapıldığı bir nevi yerel kayıt bürosu. Hastaneden aldığınız belgeyi buraya verip karşılığında resmi, apostilli bir doğum kayıt örneği alıyorsunuz. Bu noktada dikkat etmeniz gereken sanırım doğum kayıt örneğini bulunduğunuz ülkenin resmi dilinde almanız! Biz Maistraati’ye gittiğimizde, dilersek kaydı İtalyanca (İtalyan makamlarına verilmek üzere) ve İngilizce (Türk makamlarına verilmek üzere) olarak, iki nüsha düzenleyebileceklerini söylediler. Biz de seve seve kabul ettik, çünkü aksi takdirde belgeyi Finceden çevirtmemiz gerekecekti.

8 Kasım 2017 Çarşamba

finlandiya - helsinki - yurtdisinda dogum gebelik hamilelik
Bu haftaki yazımda Finlandiya’da hamilelik sürecini geçirme ve doğum yapma hakkındaki deneyimlerimi paylaşacağım.

Öncelikle Finlandiya’daki bir devlet hastanesinde doğum yapabilmek, ücretsiz muayenelerden yararlanabilmek için Finlandiya sağlık sistemine (KELA) kayıt olmanız gerekmekte. Bu sisteme kayıt hakkında daha fazla bilgi almak için Finlandiya’da Sağlık Sistemi başlıklı bir önceki yazıma bakabilirsiniz. Eğer devletten yararlanmak istemiyorsanız veya yararlanamıyorsanız özel sağlık kuruluşları da bulunuyor elbette. Ancak Finlerin %90’ından fazlası devlet hastanelerinde doğum yapıyormuş, ben de oldukça memnun kaldım.

Gebeliği bildirme
Hamile olduğunuzu öğrendikten sonra (eczaneden alacağınız bir test ile genellikle doğru sonuç alabilirsiniz) yapmanız gereken bağlı bulunduğunuz Anne Çocuk sağlığı kliniğini (Maternity clinic/Neuvola) aramak. Genellikle bu klinikler bağlı bulunduğunuz hastanede oluyor. Hangi anne çocuk sağlığını kliniğine bağlı olduğunuzu sanırım buraya tıklayarak açılan haritadan görebilirsiniz.

1 Kasım 2017 Çarşamba

(Photo by: www.medisave.co.uk.)
Bu haftaki yazımda sizlerle Finlandiya’daki sağlık sisteminin nasıl işlediğini genel hatlarıyla paylaşmak istiyorum. Belki birilerine yararı dokunur.

Ülkede bulunduğumuz iki yılı aşkın süre boyunca bir takım hastalıklar yüzünden ve hamileliğim süresince pek çok kez Finlandiya sağlık sisteminden yararlandım. Öncelikle sisteme nasıl kayıt olacağınızdan başlayalım…

KELA Nedir?
Finlandiya’daki sosyal sağlık sisteminin adı KELA. Oturma izninizi aldıktan sonra genellikle vergi kaydınızı yaptırırken KELA’ya da başvuruyorsunuz. Kısacası KELA’dan yararlanabilmek için ülkede vergi veriyor olmanız gerekiyor (öğrenci iseniz farklı bir süreç işleyebilir ama KELA’dan yararlanabilirsiniz diye düşünüyorum). Eğer Finlandiya’da bir işte çalışacaksınız sisteme başvurmanız sorun olmayacaktır, ancak “eş” olarak karınız veya kocanızın yanında ülkeye geliyorsanız bazen bu sağlık sistemine başvururken zorluk çıkabiliyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

finlandiya annelik paketi maternity package
Paketin tamamını açtığınızda böyle bir görüntü oluşuyor.
Bu seferki yazımda, biraz da neden uzun süredir bloğa bir şeyler karalamadığımı açıklayacak kısa bir konu seçtim; Finlandiya’daki meşhur annelik paketi.

Sanırım İnternet sağ olsun bu paketi duymayan kalmamıştır. Ben yine de ilk elden gören biri olarak hem paketi hem de nasıl başvurulacağını açıklamak istedim.

Öncelikle paketin geçmişinden başlayalım.
Finlandiya’da annelik paketi 1938 yılında, ülkede bebek ölümlerindeki yüksek oran düşünülerek verilmeye başlanmış. En başta sadece düşük gelirli ailelere verilirken günümüzde her aile bunu talep edebiliyor (çocuk evlat edinen aileler de dâhil). Bu kararı alırken ilkelerinin “herkesin hayata eşit başlamayı hak ettiği” olduğunu söylüyorlar.

Kutunun içeriğindekiler genel olarak aynı kalmakla birlikte her yıl tasarımları değişiyormuş ve yılda 35.000 kutu dağıtılıyormuş. Bu arada dilerseniz kutuyu yatak olarak da kullanabiliyorsunuz :)

17 Ağustos 2017 Perşembe

fince ögrenmek - helsinki - finlandiya - gezi blog - seyahat blog
(photo by Dave_S. - flickr)
Bir şekilde yolunuz Helsinki’ye düştü ve bir süreliğine veya belki de ömrünüz boyunca burada kalacaksınız. Bu durumda aklınıza gelebilecek ilk sorulardan biri “Nerede Fince öğrenebilirim?” olacaktır. Fince öğrenebileceğiniz kurslara değineceğim, ancak bundan önce biraz “Helsinki’de Fince öğrenmek” konusunu açalım.

Eğer Helsinki’de sizi Fince öğrenmeye zorlayacak herhangi bir etmen yoksa, ne kadar hevesli olursanız olun, bir süre sonra Fince öğrenemediğinizi görebilirsiniz; çünkü buradaki herkes gencinden yaşlısına akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyor. Şans eseri tamamı Finlerden oluşan bir masaya veya davete denk gelirseniz mesela, insanlar siz de katılın diye kendi aralarında bile sadece İngilizce konuşuyorlar. Finlerin çok yakın olmadıkları, soğuk insanlar oldukları söylenir ama aslında ben bu soğukluğun saygıdan ve utangaçlıktan kaynaklandığını düşünüyorum, neyse bu farklı bir blog konusu :)

Fince öğrenmenizi zorunlu kılacak şartların bir kısmını sanırım şöyle sıralayabiliriz:
- Lisans eğitiminiz (lisansta dersler İngilizce olmuyor, ancak sonrasında, lisansüstü eğitimde sınıfta biri kişi bile Fince konuşmuyorsa o dersi İngilizce yapıyorlar diye biliyorum),
- Çalıştığınız iş (Fince konuşmanızı gerektirmeyecek işler de mevcut olabilir tabii),
- Fin vatandaşlığına başvurmak istemeniz. 

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Helsinki'de halı yıkama - Gezi blog, seyahat blog
İnsanlar güzel bir günde halılarını yıkayıp kuruturlarken
Helsinki’de görüp de şaşırdığım olaylardan biri ‘halı yıkama çılgınlığı’. Çılgınlık diyorum çünkü Helsinki’nin öyle garip bir havası var ki ne zaman açacak, ne zaman kapayacak bilemiyorsunuz ve genellikle de günler yağmur, çamur veya soğukla geçiyor.

Helsinki’de, binalardaki dairelerin çoğunda balkon bulunmuyor (eh zaten yıllık hava durumuna bakınca balkona pek de ihtiyaç duymadığınızı göreceksiniz). Bunun yerine ortak kat balkonları olabiliyor. Bu balkonları bir şeyler kurutmak veya halı, yorgan vb. silkelemek için kullanabiliyorsunuz. Olur da evinizdeki kilimi, halıyı yıkamak isterseniz sonrasında bu balkonları kullanabiliyorsunuz; ancak bana ilginç gelen nokta bu değil. İlginç olan, bu yıkama etkinliğinin deniz kıyısında da sürdürülmesi. 

21 Haziran 2017 Çarşamba


Prejama Şatosu, Ljubljana, Bled Gölü ve Vintgar Vadisinden sonra, Trieste’ye dönmeden önceki son durağımız olan Piran’a (İtalyanca: Pirano) geldik.

Adriyatik kıyısında bulunan bu şirin kasaba Slovenya’nın en turistik yerlerinden biri, nitekim bunu lokantalarda yükselen fiyatlardan da anlayabiliyorsunuz. Ancak endişelenmeyin, çünkü yine diğer büyük Avrupa şehirlerine kıyasla daha az ödeyip, daha kaliteli ve bol yemek yiyebiliyorsunuz.

Piran, Ljubljana’dan arabayla yaklaşık 1 saat sürüyor, Trieste’den ise, trafik yoksa 25 dakika kadar. Sanıyorum Triete’den gelirken otoyola girmenize gerek kalmıyor, o yüzden Ljubljana yazımda belirttiğim gibi bir otoyol etiketi almanıza gerek olmayabilir, ancak tam emin değilim yine de araştırın. 

14 Haziran 2017 Çarşamba


Slovenya gezimize Bled Gölü ve Vintgar Vadisi ile devam ediyorum.

Ljubljana’dangeçirdiğimiz bir günün ardından Trieste’ye dönmeden önce soluğu Slovenya’nın kuzeyinde kalan Bled Gölü’nde aldık.

Göle doğru yol alırken... :

Ljubljana – Bled Gölü arası arabayla yaklaşık olarak 40 dakika sürüyor. Gölün çevresinde arabayı park edebileceğiniz çeşitli otoparklar var. Bunların çoğu ücretli ancak biz şansa hemen merkez kısımda 1 saate kadar ücretsiz bir otopark bulduk (yokuştan inip göle yaklaşırken solda kalıyor, hatta koordinatlarını vermeye çalışayım :) 46°22'01.4"N 14°06'36.4"E). Park etmesi biraz zor bir otopark ancak bizim amacımız sadece gölün kıyısına inip fotoğraf çekmek olduğundan, çevrede çok uzun süre vakit geçirmeyeceğimizden işimizi fazla fazla gördü.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Bir önceki yazımda bahsettiğim üzere İtalya’nın liman şehri Trieste’ye gerçekleştirdiğimiz üç beş günlük gezinin haftasonu kısmını Slovenya’da değerlendirdik.

Trieste zaten Slovenya sınırında, sınırı geçmeniz arabayla 15 dakika sürmüyor. Sonrasında Slovenya’nın neresine gidecekseniz gidin otoyollar üzerinden Ljubljana’ya bağlanacaksınız. Trieste – Ljubljana arası özel arabayla yaklaşık 1 saat sürüyor, ancak sanıyorum 1,5 saatte Trieste’den sizi Slovenya’nın başkentine götüren otobüsler de var. Fiyatları da çok uçuk değildi, önceden alınırsa 15 Euro’ya bulunabiliyor gibi geldi bana. Ancak biz Slovenya’yı biraz gezmek istediğimizden araba kiralayıp sınırı geçtik.

Araba kiralamanız halinde Slovenya’daki otoyolları kullanmak için “vignette” adı verilen etiketlerden satın alıp arabanıza yapıştırmanız gerekiyor. En az 7 günlük alabiliyorsunuz ve fiyatı 15 Euro. İtalya’dan çıkmadan önce bir bakkalda/gazetecide “tobacco” durup satın alabilirsiniz. Yoksa sanırım sınırdan içeri girerken de alabiliyorsunuz ancak kaçırmamaya dikkat edin çünkü Trieste’dengirerken büyük ihtimalle doğrudan otoyola bağlanacaksınız.

1 Haziran 2017 Perşembe

Liman kısmından Trieste'ye bakış
 Trieste İtalya’nın neredeyse en kuzey doğu ucunda kalan en büyük ve önemli şehirlerden biri olmasına rağmen konumu itibariyle pek de turist rehberlerine girmeyen bir yer. Aslında Trieste’deki bir üniversiteyi ziyaret etmemiz gerekmese, ben de herhalde “haydi Trieste’ye gidelim” demezdim durduk yerde.

SISSA'dan (Trieste'nin önde gelen araştırma enstitülerinden biri) Trieste'ye bakış
Trieste, özellikle İtalya’dan Slovenya’ya veya Hırvatistan’a giderken geçebileceğiniz oldukça önemli bir liman kenti. Türkiye’den de olmak üzere pek çok ülkeden deniz yoluyla gelen konteynırlar bu limanda tırlara yüklenip Avrupa’nın çeşitli ülkelerine dağılıyor. Bu yüzden şehre gelinceye varıncaya kadar yollarda da pek çok tırla karşılaşacaksınız. Özellikle araba ile seyahat edecekseniz yollar pek geniş olmadığı için bu tır durumları biraz sıkıntı ve trafik yaratabilir aklınızda bulunsun. 

17 Mayıs 2017 Çarşamba


İsviçre deyince aklımıza gelen lezzetlerin başında elbette çikolata var. Fondüyü de unutmamak gerek :)

Peki İsviçre'ye özgü yiyecek ve içeceklerin ne kadarını biliyorsunuz? Raclette? Caraque? Fondünün ne gibi çeşitleri vardır?

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Görsel: ©By Maproom CC BY-SA 3.0

Fransızca, Almanca, İtalyanca, İngilizce hatta Romanş dillerinden birini ya da birden fazlasını öğrenmeye karar verdiniz, o halde İsviçre doğru tercih :)

Peki neden Fransa, Almanya, İtalya ya da İngiltere değil de İsviçre?

26 Nisan 2017 Çarşamba


Paskalyada yolunuz Finlandiya’ya düşerse öncelikle hoş geliyorsunuz tabii, ancak pek de etkin bir zamanda buralara gelmiyorsunuz demektir.

Ne yazık ki Paskalya bayramının kutlandığı haftasonu, öncesindeki Cuma ve ertesi günlü Perşembe günleri ne yazık ki Finlandiya’da çoğu dükkân, müze ve lokanta kapalı oluyor. Özellikle yerel lezzetler arıyorsanız ne yazık ki bulmakta zorlanacaksınız.

Elbette Helsinki gibi büyük bir şehir tamamıyla hayalet şehre dönüşmüyor ancak gitmek istediğiniz müze, lokanta ve dükkânların açılış saatlerini internet sitelerinden kontrol etmenizde fayda var; çünkü ya hiç açılmıyorlar ya da açıldıkları saatlerde Pazar saatlerine göre oluyor.

11 Nisan 2017 Salı


Geçtiğimiz hafta sonuna doğru bir seminer için Jyväskylä’daydık (bu arada belirteyim yüvesküle gibi okunuyor şehrin adı :) ). Cuma gibi gittiğimiz için Cumartesi gününü de burada geçirip ondan sonra Helsinki’ye geri dönelim diye düşündük.

Elbette ki Jyväskylä da diğer pek çok Finlandiya şehri gibi oldukça küçük bir yer ve yapacak çok fazla aktivite yok, ancak aynı zamanda bir öğrenci şehri olduğu için bazı artıları da vardı. Örneğin gördüğümüz kadarıyla lokantalar saat 23.00’ten önce kapanmıyordu, oysa Helsinki’de bile saat 21.00-22.00 olunca çoğu lokanta kapanıyor. Ancak ne yazık ki böylesine küçük ve öğrencilere hitap eden bir şehir için açıkçası biraz pahalı bulduk Jyväskylä’yı. Merkezde bir yerlerde kalmak istiyorsanız oda fiyatları 80 – 90 Euro’dan başlıyor, sanırım hostel falan da yok etrafta. Merkez dışında konaklayacaksanız fiyatlar daha uygun olsa bile araba kiralamak zorunda kalacaksınız.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Bugün sizlere İthaki Yayınları’ndan yayımlanan son çevirim “Horla ve Karanlık Öyküler”den bahsetmek istiyorum (diğer çevirilerim için şu sayfalara göz gezdirebilirsiniz: Candide ve Micromegas, Küçük Prens, Maymunlar Gezegeni).

Guy de Maupassant veya Fransız edebiyatı deyince aklınızda “gerilim” teması ne kadar canlanıyor bilemiyorum, ancak Maupassant’ın özenle seçilmiş öykülerden oluşan “Horla ve Karanlık Öyküler” kitabına bir göz atarsanız sanırım hem aklınızdaki Maupassant, hem de Fransız edebiyatı kavramları şekil değiştirecek.

Aslında çoğumuz Maupassant’a Türkçe edebiyat derslerimizden de aşinayız. Kendisi “olay hikâyesi” temasının başkarakteri oluyor. Bu tarz öyküleri yaygınlaştırdığı için olay hikâyelerine “Maupassant Tarzı Hikâye” de deniyor. İşin pek bilmediğimiz kısmı ise kendisinin yazdığı bu olay hikâyelerinin illa basit ve sıradan olayları anlatmadığı, yeri gelince gayet de tüyleri diken diken edebildiği. Maupassant’ın hakkında pek bilinmeyen bir diğer gerçek ise hayatının sonlarına doğru fazlasıyla delirdiği, intihara kalkıştığı ve hayata gözlerini bir akıl hastanesinde yumduğudur. Hatta delirmeye başladığı yıllarda yazdığı öykülerin bir kısmını gerçekten yaşadığına inandığı söylenir.

Maupassant yaklaşık 43 yıllık hayatına 6 roman, 5 tiyatro oyunu, 4 seyahat hikâyeleri kitabı ve yaklaşık 1000 öykü/novella/köşe yazısı sığdırmıştır. Yaklaşık 10 yıl boyunca “Le Gaulois” ve “Gil Blas” gazetelerinde her hafta bir yazısı yayımlandığı düşünülerek 1000 öyküye ulaşılmaktadır.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Anavatanında Taze Makarna Yapmak

25 Ocak 2017 Çarşamba - 2 yorum
Bu yıl İtalya’ya gidişimizde sonunda ailecek oturup taze makarna yapmayı başardık. Uzun zamandır aklımızda olan ancak ya vakit darlığından ya üşengeçlikten bir türlü başına geçemediğimiz taze makarna işi aslında beklediğimden kat be kat olay çıktı.

Hem yapması kolay, hem de malzemeleri oldukça rahat bulunabilen malzemelerdi.

Taze makarna iki çeşit olabiliyor, ya yumurtalı ya da yumurtasız. Bana yumurtalı biraz fazla ağır geliyor yerken, ayrıca tabaklara ve yemeğe sinen yumurta kokusu da hiç hoşuma gitmiyor. O yüzden biz yumurtasız yaptık.

Aslında burada tam tarif veremeyeceğim, çünkü şu anda tam tarifi hatırlayamıyorum; ancak maksat geleneksel yöntemlerle nasıl yapıldığını görmeniz. :)

Biz hazır makarna unu (ki aslında bu unu siz de hazırlayabilirsiniz sanırım içinde durum buğdayı ve beyaz un vb. bir un karışımı oluyor) su ve tuzla karıştırarak bir hamur elde ettik. Bu hamuru yaklaşık bir saat dinlendirdik.

18 Ocak 2017 Çarşamba



Geçtiğimiz hafta artık Helsinki’de gelenekselleşmiş olan Lux Helsinki etkinliğini ziyaret ettik.

Lux Helsinki için ‘ışık bayramı’ da diyebiliriz. Bu etkinlik kapsamında çeşitli binalar aydınlatılıyor, binalar üzerinde ışık ve müzik oyunları yapılıyor. Daha ayrıntılı bilgi için geçen yıl kalemealdığım Lux Helsinki başlıklı yazıma göz gezdirebilirsiniz.




Etkinlik sırasında bu yıl da hava geçen yıl olduğu gibi oldukça soğuktu. Hatta bir ara -25lere kadar düşen sıcaklık, rüzgârın da etkisiyle -33 hissediliyordu. Neyse ki biz hava durumuna bakıp çıktık da çok donmadan eve döndük.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Bolonya'nın sembollerinden eğik kuleler
Bolonya uzun zamandır ziyaret etmek isteyip de edemediğim bir şehirdi. Neyse ki bu Noel tatilinde günübirlik bir fırsat yaratıp Verona’dan Bolonya’ya gidebildik.

Bolonya deyince pek çok İtalyan’ın aklına ya yemek ya da trafik sıkışıklığı geliyor. Bolonya, etli lazanya yapmakta da kullanılan Bolonez/Bolognese Sos ve Torellini gibi pek çok yemeğe ev sahipliği yaparken aynı zamanda da İtalya’nın güneyi ve kuzeyindeki arasındaki otoyollar için de bir kesişim noktası. İşte bu yüzden de trafiği oldukça sancılı bir merkez.

Bolonya'ya Ulaşım
Bolonya’ya trenle ulaşmak en akıllısı. O yüzden birkaç şehir – süre örneği vereyim:
  • Roma – Bolonya: 2 Saat
  • Venedik – Bolonya: 1 Saat 25 Dk
  • Milano – Bolonya: 1 Saat
  • Verona – Bolonya: 50 Dk
  • Padova – Bolonya: 57 Dk
  • Floransa – Bolonya: 35 Dk


Sizlere tüm bu tren sürelerini vermeme rağmen, biz 5 kişi seyahat ettiğimizden araba ile Bolonya’ya gitmek durumunda kaldık. Araba ile Verona – Bolonya arası yaklaşık olarak 1 saat 45 dakika idi. Yolda geçirdiğimiz sürenin trene göre 2 kat daha fazla olmasının dışında bir de park edecek yer sorunuyla uğraştık.