gezmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2017 Perşembe

Liman kısmından Trieste'ye bakış
 Trieste İtalya’nın neredeyse en kuzey doğu ucunda kalan en büyük ve önemli şehirlerden biri olmasına rağmen konumu itibariyle pek de turist rehberlerine girmeyen bir yer. Aslında Trieste’deki bir üniversiteyi ziyaret etmemiz gerekmese, ben de herhalde “haydi Trieste’ye gidelim” demezdim durduk yerde.

SISSA'dan (Trieste'nin önde gelen araştırma enstitülerinden biri) Trieste'ye bakış
Trieste, özellikle İtalya’dan Slovenya’ya veya Hırvatistan’a giderken geçebileceğiniz oldukça önemli bir liman kenti. Türkiye’den de olmak üzere pek çok ülkeden deniz yoluyla gelen konteynırlar bu limanda tırlara yüklenip Avrupa’nın çeşitli ülkelerine dağılıyor. Bu yüzden şehre gelinceye varıncaya kadar yollarda da pek çok tırla karşılaşacaksınız. Özellikle araba ile seyahat edecekseniz yollar pek geniş olmadığı için bu tır durumları biraz sıkıntı ve trafik yaratabilir aklınızda bulunsun. 

11 Ocak 2017 Çarşamba

Bolonya'nın sembollerinden eğik kuleler
Bolonya uzun zamandır ziyaret etmek isteyip de edemediğim bir şehirdi. Neyse ki bu Noel tatilinde günübirlik bir fırsat yaratıp Verona’dan Bolonya’ya gidebildik.

Bolonya deyince pek çok İtalyan’ın aklına ya yemek ya da trafik sıkışıklığı geliyor. Bolonya, etli lazanya yapmakta da kullanılan Bolonez/Bolognese Sos ve Torellini gibi pek çok yemeğe ev sahipliği yaparken aynı zamanda da İtalya’nın güneyi ve kuzeyindeki arasındaki otoyollar için de bir kesişim noktası. İşte bu yüzden de trafiği oldukça sancılı bir merkez.

Bolonya'ya Ulaşım
Bolonya’ya trenle ulaşmak en akıllısı. O yüzden birkaç şehir – süre örneği vereyim:
  • Roma – Bolonya: 2 Saat
  • Venedik – Bolonya: 1 Saat 25 Dk
  • Milano – Bolonya: 1 Saat
  • Verona – Bolonya: 50 Dk
  • Padova – Bolonya: 57 Dk
  • Floransa – Bolonya: 35 Dk


Sizlere tüm bu tren sürelerini vermeme rağmen, biz 5 kişi seyahat ettiğimizden araba ile Bolonya’ya gitmek durumunda kaldık. Araba ile Verona – Bolonya arası yaklaşık olarak 1 saat 45 dakika idi. Yolda geçirdiğimiz sürenin trene göre 2 kat daha fazla olmasının dışında bir de park edecek yer sorunuyla uğraştık.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Göl evinde kaldığımız iki gün boyunca manzaramız böyleydi
Geçtiğimiz hafta sonu, sonunda muradımıza erdik ve airbnb üzerinden bulduğumuz bir cottage da (göl veya orman evi/kulübesi/kabini diyebiliriz) soluğu aldık.

18 Ocak 2016 Pazartesi


Geçen haftaki yazımda Nuuksio MilliParkı’ndan ve orada yapabileceğiniz yürüyüşlerden bahsetmiştim. Gerçekten de doğa ile iç içe olmak için Nuuksio Helsinki’ye oldukça yakın. Otobüsle sadece 45 dakika. Ancak bu milli parktan çok daha yakın bir yer daha var. Üstelik şehirde bulunduğunuz noktaya göre belki otobüse bile binmeden, yürüye yürüye ulaşabileceğiniz bir ada: Seurasaari.

Sonbaharda yürüye yürüye gitmeye karar verirseniz renkler gerçekten çok güzel oluyor:

14 Mayıs 2015 Perşembe

Baltimore ve Washington DC neredeyse birbiri içinde sayılabilecek iki şehir. « Washington’a giderseniz Baltimore’u da kesin görün » demeyeceğim ama « Baltimore’a gitmişken Washington’u da görmeden etmeyin » derim :)


Dediğim gibi Baltimore Washington DC arası oldukça yakın olduğundan uçakla gidip gelmenizi gerektirecek bir durum söz konusu değil, bu durumda ya trenle ya da özel arabayla iki şehir arasında ulaşımı sağlayabilirsiniz. Tren biletlerini önceden almak bilet fiyatları açısından avantaj olabilir. Sanıyorum trenle iki şehir arası yaklaşık 1 saat sürüyor. Keza araba kiralarsanız da 1 saat sürüyor. Tek problem merkezde araba için yer bulmak olabilir. Ama biz gayet rahat çok da merkez de, kısmen de ucuza bir otopark bulduk. Siz de arabayla giderseniz aklınızda bulunsun « Ronald Reagan Building and International Trade Center”ın otoparkı hem çok merkezi hem de günlük (zaten başka şansınız olmuyor gibi 1 saatte kalsanız 1 günde aynı fiyat) 11 ya da 13 dolardı. Özel günlerde fiyat artıyor olabilir, ama çevredeki diğer otoparkların en az 15-18 dolardan başladığı ve -nedense- pazar günleri çoğu ucuz otoparkın kapalı olduğu düşünülürse oldukça makul bir fiyat. Araba kiralama ile ilgili bilgileri bir önceki yazımda - Philadelphia - bahsetmiştim. Dilerseniz göz gezdirebilirsiniz.

Washington'a gider iken...
Peki Washington DC’de ne yapılır ? Başkentte herkesin zevkine hitap edecek bir müze, bir aktivite bulunuyor. Gerçekten kültürel açıdan oldukça dolu bir şehir ve tüm müzeler birbirinin yanında. Sadece şehrin National Mall kısmında 2 - 3 gün geçirebilirsiniz tüm müzeleri gezmeyi dilerseniz. Müzelere giriş ücretsiz. Dilerseniz yardım için giriş çıkışlarda para yardımı yapabileceğiniz yerler var tabii. Biz tüm müzelere şöyle bir girip çıktık desem yeri. Gönül daha uzun uzun vakit geçirmek istiyordu, ancak bir yandan da kalan müzeleri ve anıtları da görmek istiyordu, o yüzden « bir daha ne zaman geleceğiz buralara, hızlı görmek hiç görmemekten iyidir » diyerekten hepsine daldık :)

5 Mart 2015 Perşembe


Şubat başında bir haftalığına Helsinki’deydik, ancak zamanımızın çoğunu kağıt işleriyle geçirdiğimizden ve hava da biraz soğuk olduğundan Helsinki’nin altını üstüne getirme imkanımız olmadı.

Cenevre’den Helsinki’ye direkt uçmak için tek şansınız Finnair ve yolculuk 3 saat sürüyor. Fiyatları oldukça tuzlu ve ne yazık ki bu pahalılığa rağmen çay kahve ikramı dışında bir ikramları yok. Para verip alacağınız yemekler de çok küçük gözüktü gözümüze. O yüzden en iyisi Türk usulü evde köfte ekmek yapıp onunla uçağa binmek.

Helsinki havalimanı gerçekten çok sakin ve huzur verici bir yer. Bagaj alım sahasındaki yapma çiçekler bile insanı gece yarısı, yarım saati rötarla geçen 3,5 saatlik yolculuk sonrası mutlu edebiliyor.

10 Şubat 2015 Salı


ERASMUS günlüklerine Portekiz’in incisi Lizbon ile devam ediyorum.

2010 Haziranında ERASMUS’dan arkadaşlarımla birlikte 6 günlüğüne Lizbon ve Madrid’e gittik. Gezimizin ilk durağı Lizbon’du. Lizbon’da geçirdiğim 3 gün boyunca kendimi adeta evimde gibi hissettim. Bunun önemli sebebi ise Lizbon’un hem coğrafya, hem de insan yapısı olarak Türkiye’yi andırması idi. Şehrin iki yakası arasından geçen boğaz ve köprü adeta İstanbul Boğazı’ndan bir manzarayı hatırlatırken, aslında şehrin genelinde bir İzmirlilik vardı. Gerek bina yapıları, gerek ılıman iklimi, gerekse şehrin yüksek ve alçak kısımları arasında ulaşımı sağlamak için kullanılan asansörü ile bana en çok İzmir’i anımsattı.

Lizbon, diğer Avrupa şehirlerinin çoğuna göre büyük bir şehir ve şehrin bir ucundan diğer ucuna yürümeniz pek kolay değil; ancak otobüs ve metro hattı gelişmiş olduğundan, şehir içinde ve yakınında yer değiştirmeniz zor olmayacaktır. Bir kereye mahsus olarak 1,5 euro’ya bir kart satın aldıktan sonra günlük sınırsız dolduruş kişi başına 1,6 euro gibi bir ücret. Böylece şehirde rahatça gezebilirsiniz (bu fiyatların 2010 için geçerli olduğunu unutmayalım. Şimdiye artmış olabilir).

Lizbon’da en çok hoşunuza gidebilecek şey, şehrin merkezine yakın plajlar ve ucuzluk. Gerek ulaşım, gerekse yemek-içmek olsun, Lizbon Avrupa’daki başkentlerin en ucuzudur herhalde. Üstelik hemen herkesin de gayet güzel İngilizce anlaşabiliyor olması bir turist olarak bizi sevindirdi (çünkü İspanya deneyimlerimizden sonra Portekiz’de de kimsenin İngilizce konuşamayacağına karar vermiştik).

Cenevre’den sabahın köründe bindiğimiz uçağımız 3,5 saatlik bir yolculuğun ardından saat 13 gibi Lizbon havalimanına indi (Not: Portekiz İngiltere ile aynı saat diliminde. Yani Cenevre ile 1, Tükiye ile 2 saat fark var). İlk işimiz elbetteki hostelimize gidip yerleşmekti. 3 gece boyunca ikamet ettiğimiz hostel, hem çok ucuzdu, hem de çok konforluydu. Kaldığımız iki kişilik oda hergün temizleniyor ve havlular bile değiştiriliyordu. Lizbon gürültülü bir şehir olmasına rağmen, hostelde gürültü problemi de çekmedik.

28 Ocak 2015 Çarşamba

 
Ocak aynın başında bir seminer için bir haftalığına Oslo’daydık. Böylece hayatımda ilk defa bu kadar kuzeye gitmiş oldum. Eee haliyle Oslo’dayken pek çok şehir ve ülke de güneyde kalıverdi birden. Mesela hiç Danimarka’yı güneyde bir ülke olarak düşünmemiştim, ya da Londra’nın Toronto’nun, Quebec’in bulunduğumuz yerden güneyde kalması oldukça garipti. En azından bakışaçısı açısından :)

Sanıyorum Oslo’ya en depresif zamanlardan birinde gittik. Tabii bunu gün içerisindeki gündüz/gece dengesine ithafen söylüyorum. Hava sabah 9’dan önce aydınlanmaya başlamıyor, 14:30 - 15:00’de de kararmaya başlıyor ve en geç 16:00’da etrafı tamamen karanlık oluyordu. Yani hava çok bulutlu değilse ortalama 5,5 saatlik bir “gündüz” kavramı vardı biz oradayken. Açıkçası bu durum bize çok da depresif gelmedi. Tabii topu topu 5-10 gün kaldık, birkaç ay bu durumda kalmak insanı depresyona ne kadar sokar şuan için bilemiyorum. Ama yıl sonundan itibaren kuzey ülkelerinin birinde deneyimlemelere başlayacağımızı söyleyebilirim (hmm.. konum mu değişecek nedir...).

14 Ocak 2015 Çarşamba


ERAMUS’da kaleme alıp yayınlamadığım yazılarıma İsviçre’nin İtalyanca konuşulan kısmına (Ticino’ya) olan gezilerimle devam ediyorum. Okumanın kolay olması açısından, üç şehrin ismiyle andığım üç bölüme böldüm yazıyı. Bakalım 2010’da Ticino’da durumlar nasılmış :)

Lugano



Nisan ayının başında İtalya’da geçirdiğim Paskalya tatilimin sonunda, Milano üzerinden dönüşe geçmiştim. Milano’dan sonra sırasıyla Lugano, Locarno ve Luzern güzergahını izleyerek Cenevre’ye dönüş yaptım. 

6 Ocak 2010 Çarşamba

Paris Güncesi

6 Ocak 2010 Çarşamba - 2 yorum
Bu sene bir değişiklik yapıp, hazır yol yakından Cenevre'den, yılbaşını Paris'de geçirmeye karar verdim. Paris'de kaldığım 10gün oldukça yorucu; fakat bir o kadar da eğlenceli idi. İstanbul'dan gelen bir arkadaşımın da bana katılmasıyla çok zevkli ve kültürel açıdan çok zengin günler geçirdim. Gezdiğim yerleri başlıklar halinde fotoğraflarla beraber tanıtayım diyeceğim; ama zaten Paris'de olup da bilinmeyen pek yer yoktur :) Artık bakalım,