Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2015 Perşembe


Disneyland’ın simgesi Uyuyan Güzel’in Şatosu’nun Almanya-Avusturya sınırındaki Neuschwanstein Şatosu örnek alınarak yapıldığını biliyor muydunuz?

Aslında doğruyu söylemek gerekirse ben pek benzetemedim iki şatoyu birbirine. Ama Almanya’daki şatodan yola çıkarak tasarlamışlar Disneyland’dakini.


Münih ziyaretimizden sonra arabayla İtalya’ya doğru dönerken yolda bu şatoya da uğrayalım dedik. Ama giderken yolda işler biraz karıştı ve sonunda şatoya kadar çıkamadık. Yani sadece aşağıdan bakmakla yetindik.

24 Ağustos 2015 Pazartesi


Reischenbah Şelalelerinden sonraki durağımız Münih’ti. Elbette gönül isterdi ki bir Oktoberfest zamanı gidelim, ancak denek gelemedik. Şimdi gitmek hiç gitmemekten iyidir deyip yollara düştük.

Meringen – Münih arası arabayla yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Biz yine bir konferans için Almanya’da bulunduğumuzdan şehrin merkezine trenle 20-25 dakika mesafedeki İbis Budget’de konakladık. Ancak şehir merkezinde, ya da daha yakınında uygun fiyatı başka oteller bulabileceğinizi düşünüyorum.

16 Ocak 2015 Cuma


ERASMUS’dayken Almanya’da ziyaret ettiğim ikinci şehir Leipzig idi. Aslında Leipzig’in haritadaki konumu da dahil olmak üzere, şehir hakkında hiçbir fikrim yoktu; taa ki birkaç Alman arkadaşım beni davet edene kadar. Böylece giderken Berlin’de duraklamış, sonra da arkadaşlarımın yanına gitmek üzere Leipzig’e geçmiştim.

Leipzig isminin kökeni “Lipsk”ten geliyormuş ve “ıhlamur ağaçlarının bulunduğu yer” demekmiş. Burada doğmuş olan ve Leipzig Üniversitesi’nde de bir süre çalışan filozof Leibniz de şehrin önemli sembollerindendir.

Leipzig, belki de Eskişehir kıvamında, fazla büyük olmayan ve içi öğrencilerle dolu bir üniversite şehri. Bu yüzden olsa gerek, etrafta öğrenciler için çok güzel cafe/bar/restorantlar var. Üstelik oldukça uygun fiyatlara karnınızı tıka basa doyurabilir veya birşeyler içebilirsiniz.

15 Ocak 2015 Perşembe

Hüzünlü Bir Şehir : Berlin

15 Ocak 2015 Perşembe - 2 yorum


Berlin gerçekten de içerisinde pek çok Türk’ün yaşadığı, belki de Avrupa’nın en önemli ve büyük başkentlerinden biri. Öyle ki havalimanına inince kendinizi İstanbul’a inmiş gibi hissediyorsunuz, her köşede birleri Türkçe konuşuyor. Havalimanından çıktıktan sonra da durum farklı değil, bir kaç metre yürüdükten sonra sağdan soldan bangır bangır Serdar Ortaç çalarak geçen arabalarla irkiliyorsunuz. Almanlarda duruma alışmış. Benim birlikte kaldığım Alman arkadaşlar bile şakayla karışık “İstanbul’dan sonra en çok Türk’ün yaşadığı şehir Berlin, biliyor muydun?” ya da “Kaybolursan merak etme, biraz ilerde, köşede yön soracak bir dönerci mutlaka vardır” diyorlar.

21 Temmuz 2014 Pazartesi


Almanya’daki son durağımız Köln idi. Heidelberg - Köln arası yaklaşık 3,5 saat sürüyor. Biz öncelikle Bonn’a gidip orada bir gece kalmış, ertesi sabah da Köln’e geçmiştik. Köln - Bonn arası sadece 25 dakika sürüyor trenle.

Köln Almanya’nın dördüncü en büyük şehri. Tur otobüsünde dinlediğimize göre şehirdeki en kalabalık yabancı nüfus Türkler. Şehrin simgesi ve her yerde bulabileceğiniz ürün ise “kolonya”. Fransızca Eau de Cologne ve Türkçe’ye kolonya olarak aldığımız bu ünlü limon kokusu, günümüzde pek çok formda karşımıza çıkabiliyor. Banyo sabunundan tutun, el kremine kadar pek çok ürün vardı. Eau de Cologne’da bizim anladığımız kolonyadan çok parfüm olarak kullanılıyor. Hemen her dükkanda bulmak mümkün ancak numunelik boydaki şişelerin fiyatı el yakıyor. Ufacık şişeler (50ml’den daha küçüklerdi) 25-30 euroya satılıyor. En eski ve en bilinen marka ise “4711”. İsmini dükkanın kapı numarasından alan bu markanın ana dükkanı pazar günleri kapalı. Ancak merkezde, katedral meydanında da bir kaç küçük butik gördüm aynı isimle.

18 Temmuz 2014 Cuma


Almanya’daki dördüncü durağımız Bonn idi.

Almanya’nın en eski yerleşim yerleri arasında bulunan Bonn, aynı zamanda eski başkentlerden. Bunun da getirdiği bir şey olsa gerek, şehir de bir ağırlık hakimdi. Gerçi bizim Ankara kadar kapalı ve basık gelmedi bana, ancak devlet eli değdiği biraz belli oluyor. Neyse ki şehrin içinden geçen Ren Nehri insanı biraz kendine getiriyor.

14 Temmuz 2014 Pazartesi


Heidelberg’den ulaşımı rahat olan bir diğer nokta ise Stuttgart idi. İki şehir arası trenle sadece 45dakika sürüyor. Tek problem, Stuttgart’da ne yapacağınızı bilememek.


Aslında sonradan (ilk vardığımızda büro kapalıydı) turist bürosundan aldığımız planda şehrin yakınlarında pek güzel yerler olduğunu gördük, ancak bizim oralara gidebilecek kadar vaktimiz yoktu. Öte yandan şehir genel olarak sanayi üzerine kurulu olduğundan gezebileceğiniz iki önemli müzesi var biri Mercedes’in, diğeri de Porsche’nin araba müzesi. İki müzeye de metro yoluyla ulaşılabiliyor, ancak tam tersi istikametlerdeler. Bir de biz gittiğimizde günlerden pazardı ve pek sık metro yoktu, dönüş biletimizi de göze alarak iki müzeden birini seçmemiz gerekiyordu, biz de seçimizi Mercedes’den yana kullandık. 

1 Temmuz 2014 Salı




Bu seferlik Heidelberg’den merhabalar. Eşimin işi sebebiyle yaklaşık olarak 3 haftadır buralardayız. İş sebebiyle gelince pek fazla yer gezmeye vakit olamasa da sizlerle deneyimlediklerimi paylaşmak istedim.