2 Ekim 2014 Perşembe



Hem Benasque’ye hem de Sitges’e gitmek için inmemiz gereken en ideal yer Barselona havalimanıydı.

Cenevre - Barselona arası uçakla yaklaşık olarak 1,5 saat sürüyor. Normalde ucuz olduğu için bilet seçimimizi EasyJet’den yana kullanıyoruz, ancak bu sefer ne hikmetse Swiss’in biletleri ucuz havayollarının biletleri dışında oldukça ekonomik kalmıştı. Böylelikle hem bagaj parası derdimiz olmaz, hem de biraz daha konforlu uçarız düşüncesiyle Swiss’den bilet aldık. Ancak gelin görün ki Barselona’ya indiğimizde açlıktan ölmek üzereydik. Tamam, 1,5 saat yolculuk fazla sayılmaz, örneğin THY yurt içi uçuşlarda yiyecek bir şey veriyor mu, ya da 1,5 saatlik yurt dışı uçuşlarında tatmin edici sandviçleri var mı bilemiyorum, ama Swiss’in bize verdiği sandviç şaka gibi bir şeydi. Yaklaşık olarak 12cm’e 6cm boyutundaki kaya gibi sert ekmeğin içinde sadece incecik bir dilim peynir vardı.  Dönüş yolculuğumuzda ise 7-8cm çapında yuvarlak, tuzlu bir ekmeğin içinde koca bir dilim tereyağı verdiler. Pek parlak bir yiyecek değildi bizim açımızdan.

Gelelim iniş maceramıza. Şansımıza Barselona’nın üzerine karabulutlar çökmüştü. Şimşekler, yağmur derken hava koşulları inişe elverişli olmadığı için yaklaşık olarak 25 dakika havada tur atmak zorunda kaldık. Bu yüzden hem Sitges’e gitmek için binmeyi planladığımız trenlerden birini kaçırdık, hem de sonrasında, sonraki trene yetişebilelim diye yiyecek birşeyler almadan trene koşturmak zorunda kaldık. Sonuç olarak biz saat 20 gibi havalimanına inmeyi düşünürken, saat 21 olmuştu bile. Zar zor 21:08’deki trene yetiştik, ancak bu sefer de bindiğimiz ilk tren 20 dakika rötar yaptı ve aktarma yapacağımız ikinci treni de kaçırdık. Aktarma yapacağımız durağa geldiğimizde halimiz içler acısıydı. Ne suyumuz, ne yemeğimiz vardı ve istasyonda bizim dışımızda hemen hemen hiç kimse yoktu. Panolar çalışmadığı için gelip giden trenlerin nereye gittiklerini bilemiyorduk. Alt tarafı iki peron vardı ama birinden diğerine geçmek için merdivenlerden yukarı çıkıp, aşağı inmek gerekiyordu. Öyle öyle trenlerin peşinden koştururken bir tren daha kaçırdık. Neyse ki bu ara su alabileceğimiz bir otomatik makina keşfettik de sussuzluktan ölmekten kurtulduk. Sonunda başka bir turist çiftin yardımıyla trenimizde binip Sitges’e vardığımızda saat 23 olmuştu bile.

Sitges üzerine yazdıklarımı ilgili başlıkta bulabilirsiniz. Ben tekrar Barselona’ya döneyim.

Barselona’da toplamda 4gün kaldık. İlki Sitges’den Barselona’ya gittiğimiz 2 ağustos günüydü. Şehre öğleden sonra vardığımız için, kalacağımız yere yerleştikten sonra ilk iş birşeyler atıştırdık. Ardından da (kaldığımız yer La Rambla’ya çok yakın olduğu için) Gaudi’nin inşaa ettiği binalara göz gezdirmek için La Rambla’ya çıktık.

Açıkcası ben Barselona’ya ilk seyahatimi 2010 şubatta, Erasmus’dayken yapmıştım. Şubat ayı olduğundan olsa gerek her yer oldukça tenhaydı ve gezmesi pek rahattı. Ancak ağustos ayı itibariyle her yer turist kaynıyordu. 2010’daki gezimde hemen her yeri gezmiştim, fakat sanırım o geziyle ilgili birşeyler kaleme almamışım. Yine de hemen hemen aynı yerleri, hatta daha fazlasını gezmiş oldum bu sefer, o yüzden biraz da karşılaştırma yaparak anlatacağım sizlere.

İlk durağımız Casa Batlló idi. Ne yazık ki önünde çok kuyruk olduğu ve ben de ilk gezimde ziyaret ettiğim için girmekten vazgeçtik.



Onun yerine biraz daha ileride bulunan ve benim de görmediğim La Pedrera’yi gezmeye karar verdik. La Pedrera her ne kadar günümüz binalarının yanında oldukça farklı kalsa da, bana sorarsanız Casa Batlló’nun yanında bir hiçti. Tutupta verdiğimiz o 16euroya değer mi emin değilim. Bir kere göreceğiniz fazla birşey yok. Halen kullanılan bir yapı olduğu için binanın %80’i ziyarete kapalı. Size tavsiyem kuyruk ne kadar uzun olursa olsun, Batlló’ya gitmeniz, emin olun memnun kalacaksınız.


La Pedrera'nın girişinde kuyruk beklerken
La Pedrera'nın maketi
Avlu
Bu da dışarıdan çektiğim kapıya içeriden bakış
Çatıdan avluya bakış
La Pedrera'nın çatısından Sagrada Familia
Çatıda
Çatıda
Casa Batlló'nun evrimi
Gaudi bütün ilhamını doğada var olan nesnelerden almış
Ayrıca La Pedrera'nın içerisinde dönemi yansıtacak şekilde döşenmiş pek çok oda ve banyo görmek mümkün.

La Pedrera’dan çıktıktan sonra “bari bugün Gaudi günü olsun” diyerek Parc Güell’in yolunu tuttuk. 2010 yılında ziyaret ettiğimde pek hoşuma gitmişti bu park. Ancak tepelik bir yerde konuşlandığı için dik yokuşları tırmanmanız gerekiyordu. Bu seferki gidişimde yürüyen merdivenleri keşfettim. Bilmiyorum 2010’da da var mıydı, fakat pek güzel bir sistem olmuş. Rahat rahat yukarı çıkıyorsunuz.


Çıktıkça çıkıyorsunuz yürüyen merdivenleri. En az beş kat vardı.
2010 yılında Güell’i gezmek ücretsizdi. Ne hikmetse oradan da para kazabileceklerine karar veren İspanyol yetkililer parkın Gaudi’nin eserleri bulunan kısmını çevirip ücrete bağlamışlar. Sanıyorum 4 ya da 5 euro giriş ücreti, ancak biz girmekten vaz geçtik. Hem eserlerinin bir kısmını içeri girmeden de görebiliyor olmaktan, hem ben daha önce gezdiğimden, hem de yağmur bastıracak gibi bir hava olmasından.

Kara bulutlar...
Gaudi'nin heykelleri genel olarak bu platformun ön ve alt kısmında bulunuyor
Nitekim parkın tamamını turlayıp çıkmak üzereyken deli gibi bir yağmur bastırdı. Güç bela kendimizi bir kapı eşiğine sakladık. Sanıyorum 15 dakika yağmurun hafiflemesini bekledik.

Eğer vaktiniz varsa parkın tamamını gezebilirsiniz. En azından genel yoldan bir tur atmak mümkün. Çevrede çeşitli sokak sanatçılarını birşeyler çalarken göreceksiniz.

Oldukça ıslandığımız için kaldığımız misafirhanenin yolunu tuttuk. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim, kaldığımız yeri de airb&b’den bulduk. Tıpkı Sitges’de yaptığımız gibi, ancak Barselona’da kaldığımız yerden hiç de memnun kalmadık. Bir kere kalacağımız yerin bir misafirhane olduğunu bilmiyorduk, ikincisi kutu gibi bir odada kaldık. Sanıyorum 4 ya da en fazla 5 metrekareydi. Sadece 2 yatak ve aralarında bagajımızı koyabileceğimiz kadar bir yer mecvuttu. Her ne kadar misafirhanenin sahipleri sempatik insanlar olsalar da bu kadar küçük bir yeri oda diye kiralamamaları lazımdı. Bir duvar sırf pencere olmasına rağmen sıcaktan ölecektik ve pencerenin açıldığı yer binanın avlusu olduğundan hem çok gürültü vardı, hem de sürekli yemek kokuları geliyordu.

İkinci gün öğleye kadar vaktimiz vardı. Öğleden sonra Benasque’ye gidecek olan otobüsümüze yetişmemiz gerekiyordu. Böylece önce kumsala inip çevresinde bir tur attık...

Kumsala gidelim derken yanlışlıkla marinaya girdik. 
Kumsaldaki ne idüğü belirsiz yapı ve fonda (sanıyorum ki) Dünya Ticaret Merkezi.
Kumsal dolup taşıyordu
...sonra da şehir parkına yürüdük (Parc de la Ciutedella). Park oldukça genişti. Ufak bir kısmında tur atıp birşeyler yedikten sonra valizlerimizi almak üzere otelimize geri döndük.

Sahilden parka doğru yürürken...
Modern heykellere de rastladık
Barselona'da en yaygın şeylerden biri de gökdelenler
Ve sonunda pardayız

Dilerseniz ufak bir gölette kayık da sürebiliyorsunuz.
Bu arada belirtmeden geçmeyelim, hemen her Avrupa şehri gibi Barselona'da da kiralık bisikler mevcut.
Ya da dilerseniz Vietnam usulü tuktuklar da var :)
Yol üzerinde zafer takını (Arc de Triomf) da fotoğraflamayı ihmal etmedik :)


Bu arada başta yazmayı unutmuşum. Ulaşım biletlerini için 10luk paketler halinde satılanlardan alabilirsiniz. Bize günlük biletten daha avantajlı geldiler. Ancak 3-4 günlük ya da 1 haftalık biletlerden almak istiyorsanız belki onlar daha uygundur.

Barselona’daki üçüncü günümüz 13 ağustos öğleden sonra Benasque’den döndükten sonra başladı. Yine aynı misafirhanemize yerleştik ve bütün günü Barselona’nın en önemli yapısı olan Sagrada Familia’da geçirdik. 2010’daki ziyaretimde de bu kiliseyi görmüş, ancak içerisine girmemiştim. Size tavsiyem kilisenin içini de bir görmeniz. Dışıyla pek alakası yok, olduça renkli ve ilginç bir yapı. Bana biraz Le Havre’da gezdiğimiz kiliseyi anımsattı. İçeri girmek için de öncelikle biletinizi internet üzerinden alınız/ayırtınız. Böylelikle kuyruk ve sonrasında da size verilen saate kadar beklemekten kurtulacaksınız.


Biz biletimizi önceden satın almadığımız için 45 dakika kuyrukta bekledik. Ardından da 1,5 saat içeri giriş saatimizin gelmesini bekledik.

Aslında yakından bakınca işlemeler bir harika. Çok fazla ayrıntı var
Giriş kapısındaki yaprakların arasına böcekler gizlenmiş





Kolonlar ilhamını ağaçlardan almış




Bu kaplumbağanın Budist felsefeyle bir ilgisini olduğunu düşünüyorum.
Gaudi’nin mezarının olduğu şapele girmek ise ücretsiz. Bilet gişelerinin solundaki kapıdan kilisenin altındaki şapele ulaşabiliyorsunuz. Biz girişi çok aradık, ondan söylüyorum.

Kilisenin içerisinden de şapeli görmek mümkün. Ancak nereden girildiğini anlamamız vakit aldı.
Gaudi'nin mezartaşı şapelde bulunuyor
 Sagrada Familia’yi terk ederken saat 20:30’a geliyordu sanırım. Böylelikle Plaça Espanya’ya (İspanya Meydanı) gidip müzikli/sihirli fıskiyeye (Font Màgica) bakmaya karar verdik. Fıskiyeyi şubat ayında çalıştırmadıkları için bir önceki gelişimde izleyememiştim. Normal şartlarda gösterinin saat 21’de başlaması gerekiyordu. Ancak saat 21:15 oldu, 20 oldu, çalışan hiçbir şey olmadı. Etraf gösteriyi izlemeye gelen insanlarla dolmuştu, hava kararmıştı; fakat ne bir ses ne bir hareket vardı. Yanımızda su satın almakta olan bir aile sucu ile muhabbete girdi de, satıcı adam “su yok, açmayacaklar” dedi, böylece biz de gitmeye karar verdik. 21:40’da da (gösteri her yarım saatte bir olmalıydı) artık hiçbir hareket olmayınca birşeyler yemek üzere alandan ayrıldık. Böyle de ufak bir hayakkırıklığı yaşamış olduk. En azından alana bir yazı asıp durumu bildirebilirlerdi.
Plaça Espanya. Venedik'de, San Marco meydanında buluna  kuleye benziyor bunlar :)

Pek de güzel bir yer bulmuştuk fıskiyeyi izlemek için
Sonuç olarak Arena'nın fotoğrafını çekip alandan ayrıldık
Barselona’daki son günümüz de ise bol bol vaktimiz vardı, ancak valizlerimizi bırakabileceğimiz bir yer yoktu. Normal şartlar altında kaldığımız misafirhaneye bırakabileceğimiz söylenmiş olsa da (ki önceki sefer öyle bırakabilmiştik de), bizden sonra büyük bir grup giriş yapacağı için en fazla öğleden sonra 2’ye kadar vaktimiz olduğunu söylediler. Bu durum biraz canımızı sıkmıştı, çünkü uçağımız saat 21’deydi.

Yine de “hiç yoktan iyidir” diye düşünerek sokakları turlamaya başladık. Aslında Barselona’daki ara sokaklarda keşfedecek o kadar çok şey var ki! Bazı yerlerde binalar güzellik konusunda birbirleriyle yarışıyorlar.


Ayrıca çeşitli açık hava sergileriyle de karşılaşmak olası...


Biraz merkezde turladıktan sonra fünikülerle Castell de Montjuïc’e çıkmaya karar verdik. Füniküleri de normal ulaşım biletiyle kullanabiliyorsunuz. Başka tür bir bilete ihtiyacınız yok. Hatta metrodan direkt aktarma da yapabiliyorsunuz, bilet basmanıza gerek yok. Yalnız şöyle bir durum söz konusu, en tepedeki kaleye çıkmanız için fünikülerden sonra 2 ayrı teleferiğe daha binmeniz gerekiyor. Teleferiği sanki fünikülerin bir devamı gibi koymuşlar ama ikisi farklı sistem. Teleferikte oldukça kuyruk oluyor ve sanıyorum başka bir bilet almanız gerekiyor. Bu durumda bizim yaptığımız gibi hemen füniküler istasyonunun önünden geçen otobüslerden birine binip kaleye kadar çıkabilirsiniz. Hem daha hızlı, hem daha ekonomik. 

Otobüsle kaleye doğru çıkartken
Füniküler (sağda) ve teleferik (solda) istasyonları yan yana
Kaleye kadar çıkan teleferikler
İnternetten şatoya girişin bedava olduğunu okumuştum, ancak orası da bedava değilmiş. 4 euro idi sanırım giriş. İçerde de pek birşey yok dediler, biz de girmekten vaz geçtik. Şatonun öteki tarafına yürüyüp birazcık liman manzarası seyrettikten sonra yürüye yürüye fünikülere geri geldik.  

Şatonun girişi
Limana bakış
Kaleden aşağı doğru inerken pek çok fıskiye ve çeşme ile karşılaşacaksınız
Marina tarafında da başka teleferikler bulunuyor
Tepeden Barselona merkeze bakış
Hmm, yani "çiçekleri sulamak için kullanılan fıskiyelerden çıkan su içi içilebilir değildir" -_-
Şatodan sonra misafirhaneye dönüp eşyalarımızı aldık ve CosmoCaixa’ya (bilim müzesi) gittik. 2010’daki ziyaretimde de bu müzeye gitmiş ve gezmiş olmaktan memnun kalmıştım. Özellikle yanınızda çocuğunuz varsa, ya da bilimle ilgileniyorsanız bu müzeyi görmenizi tavsiye ederim. Pek çok açıklama ve deney bulunuyor içeride.


Bu geçiş elemanı, bildiğiniz hem bacakları, hem de yüzgeçleri var.

Kocaman ağaçlar, koca koca balıklarla birlikte...
Seranın içerisinde Tropik havayı sağlamak için suni yağmur da yağdırılıyor.
Kısacası toplamda sadece 2 - 2,5 günümüz vardı. Yine de şehrin büyük bir kısmını gezdik. Bunlara ek olarak, ilk seyahatimde gezdiğim ve size de önerebileceğim yerler:

Poble Espanyol: Eski İspanyol kasabalarının bir kopyasını yapmışlar. İçeride yemek yiyecek yerler, alışveriş edecek dükkanlar var.
Palau Música Catalana : Halen de kullanılmakta olan bir opera binası burası. Sadece turla gezilebiliyor. Biraz tuzluydu sanırım biletler, ama görkemli bir yapısı var operanın. Gezilebilir.

Opera binasının bir köşesi
 İyi gezmeler :)

Nasıl Buldunuz?

0 yorum:

Yorum Gönder