11 Ekim 2016 Salı


Geçtiğimiz hafta yine bir konferans sebebiyle yolumuz Tampere’ye düştü. Etkinlik iki gün sürdüğünden bir gece de Tampere’de kalmış bulunduk. Ancak dilerseniz Tampere rahatlıkla günübirlik olarak da gezilebilecek bir şehir.

Tampere’de kaldığımız oteli üniversite ayarladığından, biraz da tuzluca olduğundan tavsiye edemeyeceğim ancak lüks bir şeyler arıyorsanız hemen tren istasyonunun yanında kalan Solo Sokos Hotel Torni sanıyorum ihtiyacınızı karşılayacaktır. Ayrıca otelin girişinde bir lokanta ve üst katlarından birinde de bir bar bulunuyor. Alttaki lokantayı pek tavsiye edemeyeceğim ancak yukarıdaki bar manzara açısından güzelmiş diyorlar (“diyorlar” çünkü biz çıkıp bakmayı unuttuk :D ).


Bu arada yolunuz gar tarafından geçerse ve çocuklu bir aile iseniz Tullintori alışveriş merkezinin içersinde çocukların (aslında yetişkinlerin de) tırmanabileceği çok çeşitli tırmanma duvarları var oraya da bir uğrayabilirsiniz. Bir alışverişmerkezi için oldukça küçük olan Tullintori'de böyle bir şey bulmayı beklemiyordum ancak bana bayağı çeşitli göründü, paylaşmak istedim.


Gelelim Tampere’ye…

Ulaşım
Tampere Helsinki arası doğrudan trenle yaklaşık 1,5saat, aktarmalı trenle 2 saat sürüyor. Dilerseniz otobüsle de gidebilirsiniz. Otobüs yolculuğu trene göre daha ekonomik, yolculuk 2 saat sürüyor. Biz saatleri uymadığı için trenle gittik. Önceden rezervasyon yaparsanız internet üzerinden oturacağınız bölümü aile, çocuk oyun alanı yanı, lokanta, sessiz çalışma alanı gibi ayrılmış kısımlardan seçebiliyorsunuz. Biz bilet almakta biraz geçe kaldığımızdan sadece genel kısımda yer bulduk ancak genel olarak zaten sessizdi.

Tampere’nin içerisindeyse ulaşıma ihtiyacınız olacağını sanmıyorum. Biz her yere yürüyerek gittik, zaten görecek fazla bir şey de yoktu.

Müzeler
Tampere’de bize ilginç gelen, ancak pek vaktimiz olmadığı için gezemediğimiz iki müze vardı. Bunlar
Lenin Müzesi (Lenin-museo): “Şimdi Tampere’de Lenin de ne alaka?” diye sorabilirsiniz, ancak kendisi Rus devrimini Tampere’ye kaçıp planlamış ve Stalin’le de ilk kez burada karşılıklı görüşmüşler. Kısacası önemli bir yer. Müzeye giriş 8€ idi.
Casus Müzesi (Vakoilumuseo): Bu müze de sanıyorum Lenin de etkilenerek kurulmuş bir müze. Dünyada kurulan ilk casus müzesi olduğunu iddia ediyormuş ama sanırım kesinliği yok. İçerideki aletlerden bir kısmını denemeniz ve sanıyorum ek bir ücret karşılığı yalan makinasına da girmeniz mümkünmüş. Özellikle çocuklu aileler için ilginç olabilir gibi geldi. Biz yine girmedik. Ücreti 8€ idi.

Kiliseler
Müzeler dışında gezebileceğiniz bir diğer nokta da kiliseler
Messukylän eski kilise: Tampere’nin en eski ve inşası 1400lere dayanan kilisesi. Ancak içerisinde ısıtma olmadığından sadece Mayıs ve Ağustos ayları arasında açık oluyormuş.

Tampere Katedrali
Tampere Katedrali
Tampere Katedrali: Katedral gerçekten de çok hoş ve büyük gözüküyordu ancak ne yazık ki içine giremedik. Açık olan tüm diğer kiliseler saat 5-6’da kapanırken meğerse katedral sadece 3’e kadar açıkmış. Bu ayrıntıyı bilmediğimizden içini de görememiş olduk. Açıkçası giremediğimize üzüldük çünkü duvarlardaki tabloların (hatta sanırım duvar resimleri) çok güzel ve nadide olduğu söylenmişti. Siz fırsatını bulursanız bir bakın derim :)

Vanha Kirkko'nun saat kulesi
Vanha Kirkko
Eski Kilise (Vanha Kirkko): Bu kilise tam şehrin merkez meydanında kalıyor. Oldukça şirin ve tahta bir kilise; ancak kapalı gibi geldiğinden buna da girmedik. Bu kilisenin garipliği kilise binası ve kulesinin birbirinden ayrı olması gibi geldi bana.

Tampere Ortodoks Kilisesi: Bu kiliseyi ilk gördüğümde kendimi Helsinki’ye dönmüş gibi hissettim çünkü dıştan bakınca neredeyse tıpa tıp Helsinki’deki Ortodoks Kilisesi’nin aynısı olduğunu göreceksiniz. Eminim içi de pek güzeldir ancak ben dıştan fotoğraflamakla yetindim :)

Kalevan Kirkko
Kalevan Kirkko (Kaleva Kilisesi): Bu kilise de modern yapılaşmanın örneklerinden diye düşünüyorum. Uzaktan fotoğraflamakla yetindim.


Gezilebilecek Diğer Yerler
Keskustori, şehrin ana meydanı. Eski Kilise (Vanha Kirkko), otobüs durakları, şehrin operası ve Finlayson'a giden yol burada bulunuyor.

Ana meydan, keskustori
Bu telefon kulübesi artık çalışıyor mu emin değilim ancak pek şirindi :)
Tiyatro
Çevrede pek çok taş bina var. 
Bir de elma ağaçları vardı tabii :)

Biz gittiğimizde her yerde çimenler vardı ancak sanıyorum kış için halı çimlerden de koymuşlar pek çok yere. Güzelim sonbahar renkleri arasında biraz fazla sentetik duruyordu bence.
Tampere’de de Helsinki’de olduğu gibi bir kapalı market bulunuyor. Aynı mantık, yine alışveriş edebileceğiniz veya oturup yemek yiyebileceğiniz kapalı bir alan burası (adresi: Hämeenkatu 19 numara).

Tammerkoski çağlayanı sanırım şehirdeki en ilgi çekici yer. Tam şehrin göbeğinde olan ve çevresi parklarla kaplı bu çağlayan elbette doğal bir oluşum değil. Tampere’nin arasında bulunduğu iki gölü bağlamak için yapılmış bir barajcık aslında. En başta fark edilmese de bu iki göl arasında 18 metrelik bir fark varmış ve zamanın yetkilileri de bu farkı avantaja çevirip küçük bir baraj inşa etmiş. Sanıyorum biraz da bu sayede Tampere’de pek çok fabrika kurulmuş ve Tampere, aynı zamanda dünyada ampulün ilk kullanıldığı şehirlerden biri olmuş.

Tammerkoski çağlayanının üzerinden geçen köprüde klasik turist davranışlarına rastlamak mümkün. bkz. kilit bağlamak
Bir diğer davranış da suya para atmak.
Çağlayanın üzerindeki köprüye çıkınca kanal, bir yanınızda sizinle aynı hizada kalacak.
Çağlayan ve üzerinden geçmekte olan yaya/bisiklet köprüsü
Çağlayanı oluşturan kanalın iki yakasında da güzel bir park var. Dilerseniz kanal kıyısındaki banklara da oturabiliyorsunuz.
Bu noktada kanalın diğer ucundan şehrin ana caddesi Hämeenkatu geçmekte.
 Hämeenkatu köprüsünün altına doğru çağlayana bakış
Bu da aynı noktadan biraz daha yakınlaştırınca :)
Yaya/bisiklet köprüsünün bulunduğu çağlayanın arka kısmına doğru, kaynağını ararcasına devam edince çağlayanı oluşturan barajlarla karşılaşacaksınız. Bir tanesi henüz dolu değildi.
Gölden bağlantı noktası
Yine buradan kanalın göle açıldığı kısmı görebilirsiniz.
Günümüzde Tampere’nin fabrikaları pek aktif olmasa da ve Finlayson gibi en meşhurları günümüzde artık bir kültür - sanat - restoran ortamına dönüşmüş olsa da Tampere şehri ve üniversitesi hâlen teknoloji alanındaki yeniliklere öncülük etmekle meşgul. Özellikle iletişim sektöründe oldukça başarılı firmaların buradan çıktığını duydum. Zaten Nokia kasabası da hemen Tampere’nin yanı başında. Araları sadece 15 – 20 km ve dilerseniz şehir otobüsleriyle ulaşabiliyorsunuz; ancak biz hem gezecek bir şey olmadığından (Nokia şirketinin güncel ofisleri de uzun zaman önce Helsinki bölgesine taşınmıştı) ve hava da oldukça yağmurlu olduğundan gitmemeye karar verdik.

Finlayson'nun fabrikası günümüzde kültür sanat etkinlikleri için kullanılan, bir binaya dönüşmüş
Finlayson'un bir diğer girişi
Çevredeki diğer fabrikalar, artık çalışmadıklarından geriye hoş tuğla duvarlı binalar bırakmışlar


Çevrede görebileceğiniz ayrıca Pyynikki tepesi var. Bu tepede bir de gözlem kulesi var. Ayrıca hafif tepeye çıktığınızdan gölleri de görme olanağınız olacak.

Tepeye doğru giderken pek çok parkın içinden geçiliyor. İçlerinden birinde bu mezar taşlarıyla karşılaşacaksınız. Finlandiya'nın gerçekten de kendine has bir havası var. Bildiğim kadarıyla artık halka açık bir parkın otasında da kalsa mezar taşlarına dokunmuyorlar.


Tepeden Tampere'yi içine alan gölleri de görmek mümkün.
İşte tepedeki gözlem kulesi
Yukarıda bahsettiklerim dışında çevrede görebileceğiniz daha pek çok küçük park var. Hepsi de biz gittiğimizde sonbaharın renkleriyle boyanmıştı. İnanılmaz güzeldi. Özellikle Sorsapuisto’nun (Sorsa parkı) sakin havasını çok sevdim. Sanki baştan aşağı rengârenk boyanmış gibi duran ağaçlar da beni çok neşelendirdi :)



Sorsapuisto'dda ayrıca çeşitli tavuk türleri için yapılmış kafesler vardı ancak ben gittiğimde boşlardı.



Umuyorum Tampere’de güzel bir gün geçirirsiniz. Son olarak birkaç sonbahar karesiyle daha bu yazıyı bitireyim. İyi eğlenceler!




Nasıl Buldunuz?

2 yorum:

  1. Tamperede asil bizi ilgilendiren yere yani Plavna Bar a ugramamişsiniz. Oysa çağlayanlarin cok yakinindaydi. Pilavna adini bizim Pilevne savasindan aliyor. Sebebi ise,O donemde silah fabrikasi olan bu yerden silahlar pilevnede savasan Rus ordusuna destek olarak gonderilmis ve bu sayede Ruslar savasi kazanmislar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,

      İlginiz ve yorumunuz için teşekkür ediyorum. Tampere hakkında araştırma yapmama rağmen verdiğiniz bilgiyi duymamıştım, keşke bilseydik en azından uğrardık. Yine de sayfayı ziyaret edecek diğer kişiler yorumunuzdan faydalanacıktır diye düşünüyorum :)

      Paylaşımınız için teşekkürler.

      Sil