27 Haziran 2012 Çarşamba


Hazır Paris'e kadar çıkmışken, bir de Normandiya taraflarına uğrayalım dedik. Böylelikle Le Havre, Etretat ve Fécamp'da toplam 3 gün geçirmiş olduk.

Açıkcası Paris'den Le Havre'a doğru yola çıktığımız zaman bizi ne beklediği hakkında pek de fikrimiz yoktu. 9 yıl önce bir Saint Malo macerası yaşamıştım ve çok hoşuma gitmişti, ancak internetten Le Havre ile ilgili bilgi edinmeye çalıştığımızda pek fazla bilgi bulamadık.

1. Gün - Le Havre

Trenle Paris - Le Havre arası yaklaşık olarak 2,5 saat sürüyor. Biletinizi önceden alırsanız çok daha ucuza gelecektir, ancak biz teknik aksaklıklar sebebiyle bilet alma işini biraz geçe bıraktık. Bu yüzden kişi başı 32euro gibi bir tutar ödedik.

Le Havre'a vardığımızda öğlen olmasına rağmen pek güneşli bir hava yoktu. Bu havaya ek olarak gardan çıkar çıkmaz etrafımızı saran yol çalışmaları (sonradan tramvay çalışması olduğunu öğrenecektik), çevredeki irili ufaklı haller ve doklar biraz şevkimizi kırmıştı. Elbette Akdeniz ya da Ege kıyılarındaki gibi muhteşem bir tatil kasabası beklemiyorduk, ancak sanırım biraz daha değişik bir yer ummuştuk.

Böylelikle, kazılmış yolların üzerinden hoplaya zıplaya
15-20 dakikalık mesafedeki otelimize vardık. Otel beklediğimizden çok daha iyi çıktı. Hatta resepsiyonist kadın inanılmaz derecede yardımseverdi. Önce üzüldü halimize "Bugün hava pek iyi değil şansınıza, fırtına çıkacak akşam üzeri dikkat edin" dedi. Sonrasında da eşyalarımızı bırakıp otelden çıkmak üzereyeken "Yağmur başlayacak, eğer şemsiyeniz yoksa ben vereyim" dedi.

Oteldeki tek problem odalarda saç kurutma makinası olmayışı (belki sorsak onu da vereceklerdi) ve asansör yokluğu idi. 

İyice yerleşip otelden çıktığımız zaman dışarıda, otelin dekorasyonuna tezatlık oluşturacak şekilde kasvetli  ve yağmurlu bir hava ile karşılaştık. İçeride ne kadar mavilik, deniz ve gökyüzü desenleri, türlü türlü denizfeneri bibloları ve resimleri vardı, dışarıda da tam tersine beton ve karanlık hakimdi.

Biz dışarı çıkar çıkmaz yağmur bastırdığı için öncelikle gidip hemen otelin yanındaki Doğal Tarih Müzesi'ni (Muséum d'Histoire Naturelle) ziyaret etmeye karar verdik. İçeri girerken hayvanlar, şehir hakkında bilgiler bulmayı bekliyorduk, fakat bunun yerine 2 adet sergi vardı müzede. Biri yemekler hakkında, diğeri de 5 duyu organı üzerineydi. Daha çok çocuklara hitap ediyor gibi gözükse de çeşitli testleri yapmak, farklı şeyler tadıp ne olduklarını anlamaya çalışmak ilginçti. Benzer bir müzeden Vevey ziyaretim sırasında da görmüş, fotoğraflamış ve blogumda paylaşmıştım.

Örneğin aşağıda ilk fotoğrafta bir ekran var. Ekranda kısa bir film oynuyor ancak sessiz. Ardından bir arkadaşınız hemen filmin arkasındaki platforma geçiyor (fotoğraf 2) ve masa üzerinde bulunan nesneler sayesinde filmi seslendiriyor. Gerçekten çok eğlenceliydi :)



Bu fotoğraf ise tadım yapılan makinaların bulunduğu alana genel bir bakış:

Müzede ayrıca bir arı kovanı bulunuyordu. Özel olarak konulan tüp sayesinde dışarıdan gelen binlerce arı kovanlarda bal yapıyordu. Sonradan bu balların girişte satıldığını gördük.


Ayrıca belirtmekte fayda var, müzeye giriş ücretsizdi.

Biz müzeden çıkarken hava inanılmaz güzelleşmişti. Her ne kadar rüzgar çıkmış olsa da hava soğuk değildi. (Buarada yeri gelmişken belirtmek isterim ki Le Havre ve Etretat gibi yerler sezonu 9 temmuz gibi açıp 25 ağustos gibi kapatıyorlarmış. Belki de bu açıdan biraz erken gelmiş olduk biz.)

Müzenin hemen yanında Notre Dame Kilisesi bulunuyordu:


Havanın güzelliğini fırsat bilerek sahile kadar yürümeye karar verdik. Buarada da şehre ilk girdiğimizde ne olduğunu anlayamadığımız, her noktadan görünen ve "Alla alla neden göktelenin tepesine haç dikmişler ki?" dediğimiz Saint Joseph Kilisesi'ne uğradık.

Kilisenin dıştan ve içten görünümü:

Kilisenin içinde bulunan vitraylar, dışına nazaran daha hoş bir hava katmıştı kiliseye. Hatta bu görüntü biraz da uzay filmlerindeki binaları andırmasına sebep olmuştu.

Kilise 1951 - 1958 yılları arasında inşa edilmiş, çünkü II. Dünya Savaşı'ndan sonra Le Havre neredeyse tamamen yerlebir olmuş. İnşa edilirken savaş sırasında hayatını kaybedenler de düşünülerek bir nevi anıt olarak düşünülmüş ve tasarlanmış. İçerisindeki vitray çalışmaları Neo Gotik unsurlar taşıyor ve kulesi 107 metre uzunluğunda. Kilisenin mimar ve tasarımcılarından Auguste Perret, betona olan ilgisi ile tanınıyor. Sanırım bu yüzden, özellikle dıştan bakınca insana kasvet veren bu yapıyı sadece betondan ve vitraylardan inşa etmiş.

Biz böyle güzel güzel kilisemizi gezerken dışarıdaki hava değişiminden haberimiz yoktu tabii. 10 dakika sonra dışarı çıktığımızda yağmur tekrar başlamış ve rüzgar (fırtına diyebiliriz) şiddetlenmişti. Ama azimliydik, varacaktık o sahile. Yine yol çalışmalarının üzerinden hoplaya zıplaya sahile doğru yöneldik.

Sahile vardığımızda biraz daha farklı bir Le Havre ile karşılaştık. Buarada yağmur dinmişti ama rüzgar devam ediyordu (tüm bu havadurumu yorumlarından anlayabileceğiniz üzere Normandiya'da öyle pek de sabit bir hava durumu söz konusu değil. Bahsettiğim mesafeler uzun değildi ve bu hesapla 10 dakikada bir hava durumu değişme halindeydi).

Sahilde rüzgarlı havanın tadını çıkarıp sörf ve rüzgar sörfü yapan pek çok kişi gördük.



Sahilden gözüken St. Joseph Kilisesi ve yine sahilde bulunan ancak henüz sezon açılmadığı için kapalı duran bungalow tipi kabinler:

Sahilden yürüyerek Jardin Suspendu'ye vardık. Kapıda bizi bahçenin nöbetçisi bekliyordu. Hava pek güzel olmadığından olsa gerek bizim dışımızda kimse yoktu etrafta. Hemen yanımıza yaklaştı "Dikkat edin fırtına gelecek. Normal değil bu hava. İçeriye giriş ücretsiz. Seralara girmek isterseniz kişi başı 1 euro, ancak saat geç olduğu için (17:30 idi) seralar kapadı."

Bahçe, şehrin tepelik kısımlarında yer aldığı için bazı kısımlarından kısmen panoramik ve yukarıdan genel olarak şehri görmeniz mümkün. Oldukça sakin ve rahatlatıcı bir havası vardı.


Bahçeden çıkıp tekrar şehir merkezine dönerken Fransa'da müzik festivalinin başladığını unutmuştuk. Şehir merkezinde inanılmaz bir gürültü, karmaşa ve eğlence hakimdi. Her köşe başında bir sahne, bir grup, hepsinin önünde ellerinde içecekleri, yanlarında çocuklarıya bir grup insan... Le Havre'ın "Le Havre = Kasvet" teması kafamızda sıfırlanmıştı. Elbette sahil ve bahçeleri de görmemiz bunda etkili olmuştu.



2. Gün - Etretat&Fécamp

Le Havre'daki ikinci günümüzde Etretat ve Fécamp'a gitmeye karar verdik. Eğer isterseniz trenle de ulaşım olan bu iki küçük kasabaya biz, otobüsle gitmeyi tercih ettik. Trene nazaran biraz daha uzun sürese de oldukça ekonomikti (Her biniş kişi başı 2euro. Yani Le Havre'dan Etretat'ya da gitseniz,Fécamp'a da gitseniz 2 euro veriyorsunuz). Yanlış hatırlamıyorsam 24 numaralı Fécamp otobüslerine garın yanından ulaşabilirsiniz.

Le Havre - Etretat arası (bineceğiniz otobüse göre değişiklik gösterebiliyormuş bazen) 1 saat sürüyor.
Etretat - Fécamp ise yaklaşık 30 dakika.

İlk durağımız Etretat idi. İnanılmaz küçük, ama bir o kadar da şirin bir yer Etretat. Falezlerin arasına sıkışıp kalmış bir kasabacık.

Aşağıdaki bina ikinci dünya savaşı sırasında hastane olarak kullanılıyormuş, şimdiyse içerisinde bi kaç hediyelik eşya mağazası bulunuyor.





Fotoğraftan da anlaşılabileceği üzere biz içeri girer girmez yağmur başladı. Bir süre içerde mahsur kaldık. Neyse ki (ya da negatif olduğu durumlar da söz konusu tabii ki) Normandiya'daki bulutlar çok hızlı, bir yağmur 10 dakikadan fazla sürmüyor; ama dediğim gibi bulutlar hızlı, yani bir sonraki yağmur bulutunun size ulaşması en fazla 20 dakika sürüyor. Havanın bu kadar değişken olduğu başka bi yer görmemiştim.


Otobüsten inip sahile yürümeniz yaklaşık olarak 3-4 dakika sürüyor. Buarada çevredeki pek çok hediyelik eşya mağazasında vakit geçirebilirsiniz. Açıkcası ben sonradan çok üzüldüm Etretat'dan birşeyler almadığıma, çünkü son gün Le Havre'dan alırım diye düşünüyordum, ancak Le Havre'da bir tane bile doğru düzgün mağaza bulamadım.

Sahile varınca Monet'nin de tablolarına konu olan falezlerle karşılaşıyorsunuz. Bir an için nerede olduğunuzu kavramaya çalışıyorsunuz, Fransa? Normandiya? Yok yok İrlanda? Yeşil ve denize dik inen falezler deyince aklıma ilk İrlanda gelirdi, artık zihnimde oluşan görüntü tamamen değişti. 




Sahilde fotoğraf çekerek biraz vakit geçirdikten sonra ilk fotoğrafta gördünüz yamacı tırmanmaya başlıyoruz. Neyse ki yüksek olsa bile rahat çıkılıyor. Buarada biz fotoğraftaki kilisenin çevresinde dolaşırken birden bire bir rüzgar çıkıyor, ama inanılmaz kuvvetli, daha da kuvvetli olamaz diyoruz, neredeyse ayaklarım yerden kesiliyor bir ara, sonra yağmur da bastırıyor... Artık ben "Düşeceğiz bu falezlerden, bumuymuş yani..." diye düşünürken fırtına biraz hafifliyor ve hareket kabiliyetimizi geri kazanıyoruz. Koşmaya çalışsak da yavaş adımlarla kilisenin rüzgar almayan kısmına sığınmaya çalışıyoruz.

Çıktığımız falezin tepesinden çeşitli kareler :





Eğer vaktiniz varsa diğer falezin de üzerinde bir tur atabilirsiniz; ancak biz hem havanın tekrar değişmesinden çekindiğimiz, hem de Fécamp için otobüs saatlerinin esnek olmaması sebebiyle gezmekten vazgeçtik.

Bölgedeki martıları beslemek normalde yasak (daha doğrusu önerilmiyor diyelim), ancak o kadar kedi gibiler ki bir lokma vermeden edemedik:


Etretat inanılmaz küçük bir yer olmasına rağmen Türk dönerci geleneği hizmetimizdeydi. Biz gitmedik, ama siz gitmek isterseniz hemen otobüs durağının karşısında bi yer vardı.

Fécamp'a geçtiğimizde saat 2'ye geliyordu. Fécamp, Etretat'ya nazaran daha büyük bir şehirdi. Şehirmerkezinde uygun fiyatlı mağazalar da mevcut, yalnız hemen belirteyim şehir merkezi plaj tarafında değil, tam tersi istikamette kalıyor.

Fécamp'daki falezlerin yüksekliği daha fazlaydı, ancak daha geniş bir açı oluşturdukları için fotoğraflarda bu farkı anlamak hemen mümkün olmuyor. 




Fécamp'da bulunan falezler Normandiya'nın en yüksek falzleriymiş. En yüksek nokta 110 metre. Bahsettiğim üzere bu falezler Monet ve Corot gibi ünlü ressamlara ilham kaynağı olmuş. 

Fécamp'da bir kilise:

Eskiden yollar asfalt olmadığı için yollarda çok çamur olurmuş, eve girmeden önce bu çamurlardan arınmak için her evin kapısına bir tane demirli delik yapılmış, bu demir sayesinde ayakkabının altını temizlemek mümkün oluyor:


Viking vari bir gemi:

Fécamp'ın fenerleri:



Kumarhanesinin tabelası adeta lunapark girişini andırıyordu:


Elbette her sahilde olduğu gibi burada da güzelim (!) havayı değerlendirip sörf yapan insanlar,...


...ve hatta köpekler vardı:


3. Gün - Le Havre
Normandiya'daki son günümüzde Le Havre'da gezemediğimiz yerleri ziyaret etmeye karar verdik.

İlk durağımız Maison de l'Armateur (Armatör Evi) idi. Le Havre'da savaştan kurtarılmış ve pek çok restarasyona tabii utulmuş ender binalardan biriydi, zaten şehrin en eski evlerinden biri olarak belirtiliyor.

İnternetten baktığım zaman "ziyaret için turist bilgilendirme ofisinden bilgi almanız gerekmektedir" diyordu çeşitli sitelerde, ancak biz direkt açılış saatlerine uygun olarak gittik ve bir problemle karşılaşmadık. Hatta bize "Öğrencisiniz değil mi? Bedava girebilirsiniz" dediler. Ne kimlik sordular ne başka birşey. O kadar sıcaklardı. Zaten kimlik sorsalar da sorun olmazdı; çünkü öğrenci kimliklerimiz yanımızdaydı.

4 katlı binanın orta kısmındaki pencere/kubbe sistemi sayesinde her odanın daha çok güneş ışığından faydalanması amaçlanmış:





Evi gezdikten sonra teleferikle şehrin yüksek bir kısmına çıkmaya karar verdik. Teleferiğe ilk bindiğiniz anda "Ben bu yolu yürürdüm de" diyorsunuz, ancak sonra rollercoasterları aratmayacak bir yokuş geliyor ve iyi ki binmişim, diyorsunuz. O yüzden kıyın 0,4 euronuza, binin. :)




Teleferikle varacağınız yol üzerinde pek çok noktadan şehri panoramik olarak görebilirsiniz. Özellikle dışarı çıktıktan sonra sağa doğru yürürseniz bir manzara noktası ile karşılaşacaksınız. Bu noktadan Normandiya köprüsünü de görmek mümkün:


Ardından merdivenleri kullanarak rahat bir şekilde şehir merkezine inebilirsiniz:


Le Havre'da pek çok eski bina mevcut:


Ayrıca şehir halkının da oldukça espritüel olduğunu düşünüyorum:




Ve son olarak Normandiya'daki hava durumunu özetleyen bir kartla yazımı sonlandırıyorum :)


*Bofor (Beauford) Rüzgar şiddet çizelgesi: 0(sakin)'dan - 12(Kasırga)'ye kadar olan rüzgar şiddet çizelgesi. Aynı zamanda rüzgarın deniz ve kara üzerindeki etkilerini de belirtir. Ayrıntılı bilgi için örneğin bu siteye veya buraya gözatabilirsiniz.

















Nasıl Buldunuz?

0 yorum:

Yorum Gönder