2 Temmuz 2012 Pazartesi

Buaralardan yayın yapıyorum diye İstanbul üzerine yazmayacak değilim, değil mi? Bu sefer İstanbul'un tılsımlı sütunları hakkında birşeyler paylaşmaya çalışacağım.

Bu sütunlar hakkında genel olarak internette araştırma yaptığımız zaman sadece 15 tılsım karşımıza çıkıyor. Oysa Evliya Çelebi Seyahatnâme'sinde 17 tılsımlı sütundan bahsetmekte.


Bizans imparatorları İstanbul'u istilalardan, kötülüklerden, salgın hastalıklardan korumak için farklı dönemlerde farklı noktalara tam 15 anıt dikmiş. Tılsımlı olduğu düşünülen anıtların her birinin ayrı hikayesi var. Efsanelerin anlattığına göre hepsi de bulunduğu yerleri korumuş.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinin 1.Cilt-1.Kitabının (YKY yayınlarına göre) altıncı bölümünde de bu sütunlardan 17 tane olarak bahsedilir. "İstanbul'un içinde ve dışında olan acayip ve garip tılsımları bildirir" başlığı altında 17 adet tılsımlı sütunun hikayesi anlatılır.

Evliya Çelebi, bu sütunları anlatmaya şöyle başlar:

"Önce Madyan oğlu Yanko devrinde ve Vezendon Kral devrinde Kostantin devletinde İstanbul o kadar şen ve bakımlı olup insan deryası oldukta yedi iklimden usta mimar ve mühendisler, cereskal ilminde yetkin ustalar, öğretici kâhinler, yıldızlar ilminde kâmiller, kaf ilminde üstadlar her ülkeden İstanbul'a toplanıp bilgi ve becerilerini göstermek için Konstantin'e
instisap edip Konstantin ve Pozantin halkının gök ve yer afetlerinden korunmaları için her yetkin usta İstanbul'un yirmi yedi yüksek dağı üzerine yirmi yedi rasad tılsım kurdular."

Bu sütunlar sırasıyla şöyle geçer:


Birinci Tılsım: Arkadius Sütunu
Avratpazarı’nda (Cerrahpaşa) bin parça beyaz mermerden yapılan merdivenli yüksek sütundaki peri yüzlü heykelin yılda bir defa bir feryat kopardığına ve böylece yeryüzündeki kuşların heykelin etrafında döndüğüne inanılmış. Bu kuşların binlercesinin yere düştüğü ve bunların halk tarafından yendiği de söylenceler arasında yer alıyor.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde ise şöyle bahsedilir:

"Önce üstad Yağfur Avratpazarı adlı yerde bin parça beyaz ham mermerden minare gibi içi boş merdivenli bir yüksek sütun yapıp Madyan oğlu Yanko'nun Hindistan'ı, Luristân ve Moltan'ı deniz gibi asker ile fethe gittiği askerlerinin şekilleri ile anılan sütunun dört tarafına baştan başa bukalemun nahşı resimler yapmıştır ki bütün resimler birer şekilde hazır durup canlı sanılır. Bu sütunun tepesinde tek parça beyaz mermer üzere bir maksûrecik üzere bir peri yüzlü zamane güzeli ve nice dünya güzeli heykelini yine beyaz mermerden yapıp yılda bir kere bir sahya vurup yeryüzünde ne kadar kuş var ise o heykel üzere dönerken nice kere yüz bin cins kuş yere düşüp İstanbul halkı alıp yerlerdi. Daha sonra Konstantin asrında bu minare mili üzere ruhbanlar çıkıp İstanbul üzere bir isyancı asker gelse, ruhbanlar çanlara vurunca bütün askerler hazır olurlardı. Daha sonra bu minare mili Hz. Risâlet doğduğu sırada büyük bir deprem olup tepesindeki peri sureti ve bütün çanlar düşüp minare mili depremin etkisiyle parça parça olmuştur ki hâlâ açık seçik bellidir. Ama tılsım olmasından dolayı yıkılmayıp bugün hâlâ ayakta büyük bir seyirliktir ki anlatılamaz."

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm


Temsili resim (Kaynak)
Günümüze ise sadece sütunun temeli kalmis. Gerci temeli bile oldukça heybetli (Kaynak)



İkinci Tılsım: Çemberlitaş
Divanyolu'nda Atikali Paşa Camisi önündeki üç yol ağzındaki meydandadır.

330 yılında Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından Roma'daki Apollon tapınağına ait bir sütun getirilerek bugünkü yerine dikilmiştir. Bu nedenle ilk adı "Apollon Heykeli"dir. En uçta bulunan ve doğan güneş selamlayan Apollon heykeli yerine I. Konstantin kendi heykelini ve yedi ışık yerine de İsa'yı çarmıha geren çivileri koydurtmuştur. Bu heykelin yerine sonraları Jüliyen'in ve daha sonraları I. Theodosius'un heykelleri konmuş; fakat 1081 yılında yıldırım düşmesiyle yıkılmıştır. Bunun üzerine I. Aleksi Comnenus tarafından onartılmıştır. II Mustafa zamanında 1701 yılında çıkan yangın sonucunda sütun taşları kararmıştır. Bu nedenle Fransızlar tarafından "Colonne Brûlée"  (Yanık Sütun) denmiştir. Bu hasardan sonra doğabilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek amacıyla taşlar demir çemberlerle bağlanmıştır. Bundan sonra ise adı halkt  tarafından "Çemberlitaş" ilan edilmiştir.

1914 yılında müzeler müdürlüğü tarafından İstavri Kalfa'ya onartılmıştır. Çemberlitaş'ın temelinde Hz. İsa'nın gerildiği çarmıhtan parçaların saklandığı iddiaları vardır. Bu yüzden bugüne kadar pek çok kişi gelip altını kazmaya çalışmıştır.

Yüksekliği 34,80 metredir. Porfir bir taban ile mermer bir kürsü üzerindedir. Demir çemberlerle çevrili altı adet büyük kırmızı porfir blok taş ile uç kısımında taşlarla yapılmış bir blok kısmı daha vardır

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde şöyle geçer:

"Konstantin'in Tavukpazarı'ndaki bin parça sütundur ki kırmızı renkli zımpara taşından yapılmış yuvarlak bir direktir ki boyu 100arşındır. Bu da Peygamber Efendimizin doğduğu pazartesi gecesi depreminden zarar görmüştür. Ustalar eski İstanbul demiriyle adam uyluğu kalınlıkta demir kemelerler ile bu tılsımlı direği kırk adet yerinden sarmışlardır, hâlâ ayakta ve sabit durur. Bu sütun İskender-i Rumî tarihinden 130 sene önce yapılmıştır ki ve Hicret'in 970 {1562} tarihine kadar bu şehrin başlangıcından beri 2390 yıl olduğu bilinmektedir. Daha sonra Konstantin bu yüksek sütun üzere bir sığırcık kuşu timsâli tılsım edip yılda bir kere o kuş kanat kakıp sayha vurdukta bütün kuşlar gaga ve tırnakları ile üçer tane zeytin getirdikleri yukarı yazılmıştır."

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm

Ayrıca;
·         Tavukpazarı denilen (Çemberlitaş) yerde bulunan kırmızı renkli som mermerden yapılan bu sütunun hanedanı kötülüklerden, hastalıklardan ve fesattan koruduğuna inanılmış.
·         Sütunun dibindeki küçük bir odada erken Hıristiyanlığa ait kutsal emanetler odası olduğuna inanılırdı. Buradan geçen ana yol Büyük Konstantin devrinden beri aynı güzergâhtadır.
·         4. yüzyılın ilk yarısında, imparator konstantin'in annesi helena tarafından istanbul'a getirilen anıt, 8 adet taş blok ve bu blokları çevreleyen demir çemberlerden oluşur.


Günümüzde Çemberlitaş'ı sürekli restorasyon halinde görmek olası (kaynak)


Üçüncü Garip Tılsım: Marcianus Anıtı (Kıztaşı)
Bulunduğu mahalleye adını veren Kıztaşı, bir diğer tılsımlı anıt. Fatih Saraçhane'deki sütun, Büyük Pozantin'in kızının mezarı üzerine diktirilmiş. İmparator, kızını yılanlardan, çıyanlardan ve karıncalardan korumak amacıyla yaptırmış Kıztaşı'nı.

Öte yandan bir diğer bilgiye göre:

Bizans devri İstanbul’unda dördüncü tepenin batısında, onuncu mıntıkada bulunan Marcianus Anıtı Fatih’te Kıztaşı olarak isimlendirilen küçük bir meydanın ortasında günümüze ulaşabilmiştir. İstanbul’un fethinden sonra kurulan ilk Osmanlı mahalleleri arasında “Kıztaşı Mahallesi” olarak ismi geçmiştir. Uzun süre Saraçhanebaşı’nda Yeniçeri odalarında bir evin bahçesinde kalan bu anıt bütün çevreyi yakan Çırçır yangınından (23 Ağustos 1908) sonra yeniden yapılan düzenleme sonunda ortaya çıkarılmıştır.

Bizans kaynaklarının yeterince değinmediği bu anıtı şehir valisi Tatianus Decius, İmparator Marcianus (450-457) onuruna 450-452 yıllarında diktirmiştir. Anıtın kitabesinde yalnızca Tatianus’un ismi bulunuyorsa da tarihi belirtilmemiştir. Ancak Sanat Tarihçisi J. Kollwitz 452 tarihi üzerinde durmuştur.

Marcianus Anıtı’nın kaidesinde Nike heykelinin bulunuşundan ötürü halk arasında Kıztaşı olarak tanınmıştır. Ancak Bizans devrinde Beşinci Tepe’ye dikilen ve Süleymaniye Camisi’nin yapımında yıkılan, bir başka anıta da bu isim verilmiştir.

Marcianus Anıtı üç kademeli Aphrodite’nin heykelinin bulunduğu bir platformdaki mermer kaidenin üzerindedir. Bugün kaidenin altındaki kademeler toprak altında kalmıştır. Korint mermerinden, 2,35 m. yüksekliğindeki kaide mermer kabartmalarla süslenmiştir. Üç cephede de birbirinin eşi olan kabartmalarda defne yapraklarından oluşmuş bir çelenk içerisinde Hz. İsa’nın monogramı olan “I” ve “X” harfleri bulunmaktadır. Kaidenin kuzey cephesinde de simetrik konumda iki Nike figürü yuvarlak bir madalyonu taşımaktadır. Bugün yalnızca harflerinin yuvaları kalmış Latince bir kitabede sütunun Marcianus için Tatianus Decius tarafından dikildiği belirtilmiştir. Sütun 8.75 m. yüksekliğinde olup Roma-Korint üslubunda bir başlıkla sonuçlanırsa da, bu kısım 1894 depreminde hasara uğramıştır. Marcianus’un heykelinin ne zaman yıkıldığı bilinmemektedir. Salzanberg ve Kondakoff gibi sanat tarihçiler korint başlığının üzerinde gördükleri bir heykel kaidesine değinmişlerdir. Prof. Dr. Semavi Eyice, İtalya kıyılarında bulunan Barletta heykelinin buraya ait olacağına işaret etmektedir. Ayrıca R. Delbrueck’de bu heykelin İmparator Marcianus’a ait olduğunu ileri sürmektedir. Üslup ve teknik olarak V. yüzyıla tarihlenen 5 metre yüksekliğindeki bu heykel Bari’de St. Scpolone’dedir.

Evliya Çelebi ise Seyahatnamesinde şöyle bahseder sütundan:

"Saraçhanebaşı'nda göğe baş çekmiş tek parça bir direk üzerine beyaz bir sanduka ham mermer üzere Pozatin Kral'ın şanssız kızı gömülüdür ki karınca ve yılandan korunması için tılsımlı büyük bir sütundur."
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/altıncı bölüm

Kıztaşı'nı gösteren eski bir fotoğraf (Kaynak)

Buradaysa taşın üzerindeki ayrıntıları görmek mümkün (Kaynak)

Bu ise günümüden bir fotoğraf (Kaynak)


Dördüncü Tılsım: Altımermer
Altımermerli Sütun şimdiki Kocamustafapaşa'da bulunur. Her biri eski bilginler tarafından yapılan altı mermer üzerinde Leylek, Horoz, Sinek, Kurt, Koyun gibi simgeler bulunur. Her birinin işlevi farklıdır.

Bu sütunlar günümüzde yerinde bulunmamaktadır. Temsili bir resmini de bulamadım ne yazıkki.


Beşinci İbret Verici Tılsım: Sinekli Sütun
Koca Mustafa Paşa Altımermer'dedir.

Altı tane mermer sütunun herbiri, eskiden yaşamış olan bilginler tarafından yaptırılmıştı. Bunlardan birinin üstünde sürekli vızıldayan bir sinek resmi vardı. Bu sütun sayesinde İstanbul'a sivrisinek girmediğine inanılırdı. Şu andaki sinek bolluğuysa sütunun üzerindeki sineğin öldüğü kanaatini yaygınlaştırıyor.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde iki tane sinekli sütunlar bahsedilir:

"Dördüncü Tılsım: Altımermer adlı yerde altı adet uzun sütun vardır ki her birini eski bilge üstadlar kurmuşlardır ki birini Kavala Kalesi sahibi Filikos Hakîm inşa etmiştir. O sütun üzere tunçtan bir karasinek sureti yapmıştı. Daima o sinekten eşekarısı sesi gibi bir ses çıkıp İstanbul içre asla sinek gezmezdi."
"Beşinci ibret verici tılsım: Yine Altımermer'in birinde Eflâtun-ı İlâhi bir sivrisinek resmi yapıp İstanbul içre asla sivrisineğin girmesi ihtimali yoktur. Hâlâ o tılsımın etkisi devam etmektedir."
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm

Günümüze kalmış bir çizimi yoktur.


Altıncı Tılsım: Leylekli Sütun
Bu sütunun üzerinde bir leylek resmi vardır. Efsâneye göre bu leylek senede 2 defa çığlık atarmış. Birinci çığlıkta bir anda her yer leylek dolar, ikinci çığlıkta İstanbul'daki tüm leylekler ortadan kaybolurmuş.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesinde şöyle geçer:


"Yine Altımermer'de bir yüksek sütun üzere Bukrat Hakîm bir leylek resmi yapmıştı.. Yılda bir kere bu leylek ses verince İstanbul içre yuva kuran leylekler helak olurdu. Hâlen İstanbul şehri içinde leylek girip yuva yapmak ihtimali yoktur, ama Eyüp şehrinde çoktur."
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm

Günümüze kalmış bir çizimi yoktur.


Yedinci Tılsım:Horozlu Sütun
Yine Altımermerden biri olan bu sütunun üzerinde horoz resmi vardır. Bu horoz 24 saatte bir öter ve bütün horozlara önderlik edermiş.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesinde şöyle geçer:

"Yine Altımermer'de bir yüksek sütunun tepesinde Sokrat Hakîm tunçtan bir horoz yapmıştı. Gece gündüz yirmi dört saatte birer kere kanat kakıp ötünce İstanbul'un bütün horozları öterlerdi. Hâlen İstanbul horozları diğer yerlerin horozlarından önce gece yarısı "kukırıkû" diye ötüp hâl dili ile "Seher vaktidir, es-salâ" diye gafilleri ve uyuyanları uyandırır."

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm

Bu arada hakikaten normal vaktinde öten horoz görmedim...

Günümüze kalmış bir çizimi yoktur.


Sekizinci Tılsım: Kurt-Çoban
Yine Altımermerden biridir ve üzerinde kurt resmi vardır. Bu kurtlu sütun sayesinde İstanbul'da koyun sürüleri çobansız gezer, akşam olduğunda eksiksiz bir şekilde evlerine, ağıllarına dönerlermiş.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesinde şöyle geçer:


"Yine Altımermer'de bir sütun üzere Süleyman Peygamber asrında Fisagores-i Tevhidî tunçtan bir kurt yapmıştı. İstanbul halkının bütün koyunları çobansız sahralarda gezip vahşi kurt ile koyun birlikte gezelerdi"
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı Bölüm

Günümüze kalmış bir çizimi yoktur.


Dokuzuncu Gülünç Tılsım: Genç Çift Sütunu
Bu sütunun üzerine resmedilmiş genç bir çift varmış. Eğer sevdiğinizle aranız kötüyse ve barışmak istiyorsanız, ya da sevdiğinizin size bakmasını istiyorsanız ikinizden birinin bu sütuna sarılması yeterliymiş.


Onuncu Acayip Tılsım: Yaşlı Çift Sütunu
Bu sütunda da tam tersine iki yaşlı, kartlamış, bunamış çift resmedilmiş. Eğer bu sütuna sarılırsanız sevdiğinizden ayrılırmışsınız; yahut kötü bir ilişkiyi bitirmek için bu sütuna sarılmanız yeterliymiş.


On Birinci Tılsım: Veba Sütunu
Evliya Çelebi "Sultan Beyazid'i Veli Hamamının (Beyazid Hamamı) yerinde bulunurdu" diye bahseder. Sözde bu tılsımlı sütun şehri veba salgınından korurmuş. Ancak Sultan 2. Bayezid, bir oğlu vebaya yakalanınca bu sütunu yıktırıp yerine hamam yaptırmış. Yine rivayete göre sütunun yıkıldığı gün oğlu ölmüş ve şehir vebadan kırılmaya başlamış. Ancak temizliğin veba salgınının yaygınlaşmaması adına ne kadar önemli olduğu düşünülürse, söylentilerin tam tersi olması gerekirdi. Hamamlar gerçekten de salgının yayılmasını önlemiştir.

Beyazıt Hamamı (Kaynak)

On İkinci Tılsım: Kıvılcım Saçan Sütun
Tekfur sarayındaki tunçtan bir İfrit heykeliymiş. Bu heykel yılda 1 kez etrafına ateş saçarmış. Bu ateşten bir kıvılcım alabilen çok sağlıklı olur, hiç hastalanmaz ve ölene dek genç kalırmış. Bir nevi gençlik iksiriymiş.


On Üçüncü İbret verici Tılsım: Koncoloz Mağarası
Zeyrek'te Hz. Yahya Kilisesi bitişiğindeki mağaradır. Her sene kışın zemheri geceleri (yani ayaz geceler, karakış geceleri) olunca Koncoloz denilen cadılar bu mağaradan çıkarak arabalara binip dolaşırlarmış.

Ayrıca Evliya Çelebi Seyahatnâmes'inde, hemen kilisenin yanında bulunan bir de sarnıçdan bahseder: 

“Konstantin’in bir büyük kilisesi dahi İstanbul’da Zeyrekbaşı denilen yüksek bir tepe üzerinde, Hz. Yahya adına yaptırılan 360 kubbeli manastırdır. Buraya bitişik bir sarnıç yapıp, içine kırk çeşme pınarlarını akıtıp, yerine bir medrese ve İncil evi yaptırdı. Hala Zeyrekbaşı yakınında abadan Piri Paşa Medresesi derler. Adı geçen su mahzeni sarnıca Soğuk Su derler. Yedi yüz yüksek direk üzerine yapılmış, göl gibi tatlı suyu vardır. Temmuz ayında Unkapanı gemicileri ve başka canlar, oradan susuzluklarını giderirler.” 

Evliye Çelebi Seyahatnâmesi

Bu sarnıcın Saraçhane’de bulunan Pantokrator Sarnıc olması lazımdır. 

Hz. Yahya adına yaptırılan 360 kubbeli masatırın günümüzde Zeyrek Camii'ne dönüştürülen Pantokrator Manastırı Kilisesi olması lazım gelir.


On Dördüncü Acayip Tılsım: Dört Melek Sütunu
Ayasofya'da 4 sütunlu bir anıttır. Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil kabartmaları bulunan bu sütunların herbiri bir tılsımı sembolize eder. Bu 4 Büyük melekten Cebrail kanat çırpıp bağırınca Doğu'da bolluk, bereket olacağı anlamına gelirmiş. İsrafil kabartması kanat çırparsa Batı'da kıtlık olacağına inanılırmış. Mikail kanat çırparsa, kuzeyden bir kahraman çıkacağına işaret sayılırmış. Azrail kanat çırpınca da dünyanın her yerinde veba salgını başlarmış.

Evliya Çelebi ise Seyahatnâmes'inde şöyle bahseder:


"Ayasofya Kilisesi'nin güneyinde dört adet beyaz mermerden yüksek sütunlar üzere bilâ-teşbih Cebrail, İsrafil, Mikâil ve Azrail meleklerinin heykelleri var idi. Biri doğuya, biri batıya, biri kuzeye, biri güneye yönelmiş dururlardı. Yılda bir kere Cebrail sürekli kanat kakup sayha ursa doğu tarafı bolluk olur derler. İsrafil sürekli kanat ursa batıda kıtlık olur derlerdi. Mikâil sayha ursa kuzey tarafında bir isyancı çıkar derlerdi. Azrail sayha ursa bütün dünyada veba olur diye korkarlardı. Bu suretler Peygamer Efendimiz dünyaya geldiğinde yıkılmıştır. Hâlâ anılan direkler Ayasofya Çukurçeşmeleri yakınında dört adet mermer sütunlar görülmektedir."
Evliye Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı bölüm

Ne yazıkki çok aramama rağmen temsili bir resim bulamadım


On Beşinci Tılsım: Örme Sütun
Atmeydanı'ndaki Örme Sütun, üçyüz bin taşın bir araya getirilmesiyle yapılmış. Tepesinde çok büyük bir mıknatıs olduğuna inanılan anıtın, mıknatıs sayesinde şehri depremlerden koruduğu düşünülüyordu.

Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiler ise şöyle: Konstantinus, hükmü altındaki padişahlardan ellerindeki kalelerin ve büyük şehirlerin sayısı kadar renk renk taşlar istetmiş. Üç kere yüzer bin taş gelince Atmeydanı'ndaki alana dağlar gibi yığılmış. İyi bir mimarbaşı tarafından ortaya dikilen tılsımlı bir demir milin dört tarafına dökülen taşların tam tepesine de hamam kubbesi kadar bir mıknatıs konmuş. Bu mıknatıs sayesinde demir mil çekilmiş. Etrafı renk renk taşlardan oluşmuş bu kule sayesinde şehir depremlerden korunurmuş. Kuleyi inşa eden Uryarin isimli bir mimarmış. Kendisi Ayasofya'yı yapan Ağranos Mimar'ın oğluymuş ve kulenin ortasındaki milin tam dibine gömülymüş.

Günümüzde Örme Sütun

On Altıncı Tılsım: Seyahatnâme'de geçen bu sütunun ismini tam olarak çözemedim ne yazık ki. Bu yüzden sadece kısa bilgisini paylaşacağım:

"On altıncı tılsım, yine Atmeydanı'nda tek parça, dört köşe, kırmızı, bukalemun renkli bir taştır ki Madyan oğlu Yanko zamanında büyük bir üstad tarafından yapılmıştır."
Evliye Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı bölüm


On Yedinci İbret Verici Tılsım: Burmalı/Yılanlı Sütun
Sultanahmet Meydanı'nda iki dikili taşın arasında bulunmaktadır. "Burmalı Sütun" adı ile tanınır. M.Ö. 497 de Yunanlıların Platai'de Perslere karşı kazandıkları zaferin bir anısı olarak Delphi'deki Apollon tapınağına sunulmuştur. Savaşı kaybeden Perslilerin silahları eritilerek yapılmıştır.

IV. yüzyılda Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından Hipodrom'a Yunanistan'dan getirilerek dikilmiştir. 1204 yılında IV. Haçlı ordusu tarafından yıkılmıştır. 1856 yılında yapılan arkeolojik kazılarda bu savaşa (Perslerle) giren 31 Yunan şehrine ait adların yazıtta belirtiği ve altında bir su yolu olduğu görülmüştür. Bu nedenle Bizans döneminde çeşme olarak kullanıldığı düşünülmüştür.

Tabanı çukurda kaldığından etrafı demir parmaklıkla çevrilidir. Şimdiki halinde parmaklıklardan bakılınca (temelinden daha yüksekten) boğumlarının dip tarafından yukarıya doğru gittikçe kalınlaştığı görülebilir. Böylece aşağıdan bakacak bir kişi perspektifi olarak dümdüz yukarı uzanıyor görecektir bu burmaları. Ayrıca baktığımız yer itibariyle sütunun ilk dikildiği zamandan bu yana Sultanahmet meydanının ne kadar yükseldiğini de gözlemleyebiliriz.

Zamanında 29 burmalı ve 8 metre yüksekliğinde olan bu sütunun, üç yılan başı üzerinde bulunan 3 metre çapındaki kazanı ise bugün yerinde yoktur. Nitekim daha Delphi'den gelemeden ortalardan kaybolmuştur bu kazan (Kökeni araştırıldığında birbirine sarılmış üç tunç yılanın başları üzerinde taşıdığı antik devre ait üç ayaklı bir tütsü kazanı olduğu anlaşılmaktadır).

XVIII. yüzyılda yerinden koparak düşen yılan başlarından biri Londra'da British Museum'da; bir başın üç çenesi ise İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Rivayetlere göreyse yılan başları öyle durduk yerde koparak düşmemiştir yerinden. Çoğu Osmanlı döneminde; yılanların başlarının şehre dönük olmasından ötürü uğursuzluk getirdiği gerekçesiyle taşlanmıştır. Ayrıca bu sütunun İstanbul'u çiyanlardan, akreplerden ve çeşitli haşerelerden korduğuna inanılırmış. Tüm bunlara ek olarak burmaların ucunun yılanlarla değil ejderha başlarıyla bittiği de bir diğer bilgi.

Nitekim Evliya Çelebi Seyahatname'sinde şöyle bahseder:

"İstanbul'da 17. tılsım burma direktir. Bu direk üç başlı ejderha suretini gösterip başının birisini bir yeniçeri, kılıç ile bir vuruşta kırmıştır. O tarihte kısmen tılsımı bozulmuş olup İstanbul içine yılan, çiyan ve akrep misali hayvanlar yayılmıştır."
Evliye Çelebi Seyahatnâmesi/Altıncı bölüm

Günümüze ulaşmayan yılan başlarının XVII. yüzyıl sonlarına kadar bulunduğu hünernamedeki minyatürler ile Alman ressam Bretchen'da ve Davis'in resimlerinde görüyoruz.

Günümüzde Burmalı/Yılanlı Sütun
Kaynak

Nasıl Buldunuz?

4 yorum:

  1. Çok emek verdiğiniz hemen anlasiliyor. Detaylı ve yararlı bir derleme olmuş. Fotoğrafları da bulunabilseymiş dört dörtlük olacakmış. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim İlhan Bey. Şimdi siz yazınca fark ettim, yazdaki bazı fotoğraflar da herhalde internetten sildiğinden olsa açılmıyormuş. Bugün yarın elimden geldiğince fotoğrafları da güncellemeye çalışacağım. İyi günler.

      Sil
    2. 16.tılsım dıkılıtası getırdı aklıma kırmızı granıt tasından yapılması dort kose olması ve at meydanında olması zamanı madyan oglu yanko ya denk gelıyormu bılmıyorum ama yapımı derkende sankı dıkılmesınden bahsedılmıs gıbı.Bu arada yazınızı keyıfle okudum elınıze saglık

      Sil
    3. Merhaba Umut, yeni gördüm yazinizi. Cok tesekkür ederim ilginiz ve yorumunuz için. Yanlis bilmiyorsam Dikilitas Misirlilardan bir hediye, nitekim benzerleri Roma, Paris ve New York'da da bulunuyor. Ama At Meyda'nin günümüze kadar taslar ve betonlarla bayagi bir yükseldigi düsünülürse saniyorum hâlâ topragin altinda bir yerlerde olmasi olasi 16. tilsimin :)

      Sil